2017 bitip 2018 yılına girerken Dünya, Türkiye ve Çevresi, Yalın Enstitü ve Bizler

0
1169

Yalın Enstitü açısından 2017 yılına girerken endişe ile başladığımızı ancak, günler aylar geçtikçe düşüncelerimizin değiştiğini ve 2017 yılını iyi ve faydalı bir yıl olarak tamamladığımızı ifade etmek istiyorum. 2017 yılı bizler için birçok yönlerden başarılı geçtiğini söyleyebilirim. 2018 yılına girerken 78.yaşıma da bir hafta sonra gireceğimin de bilincinde yeni ümitler, yeni projeler, yeni iddialar ve aynı zamanda yaşın, eşimin ve kendi sağlığımın getirdiği endişeleri de taşıyarak giriyorum.

Yeni yıla girmeye yaklaştığımız bugünlerde hem yılın yorgunluğunu, endişe, sıkıntı ve üzüntülerini dağıtmaya çalışırken, zihnimizi gönlümüzü ve vücudumuzu dinlendirmemiz, aynı zamanda geleceği de düşünmek, gelecek yıl ile ilgili iyi ve pozitif hayaller oluşturmak için en uygun zamandır. Bitirmekte olduğumuz yılı değerlendirmekte, yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı düşünmek; gelecek yıla ve daha ötesine giden zamana uygun planlar yapmak zamanıdır aynı zamanda. Gelecek yıla girerken kişisel, içinde bulunduğumuz kuruluş ve en önemlisi de ülkemiz adına iyi şeyler düşünmek, iyi şeyler umut etmek zamanıdır.

Sarıyer’deki Yalın Enstitüde çalıştığım günlerdeki günlük çalışma saatim sabah 0930 da başlar 18.30 civarında tamamlanır. Öğle yemeği için 13.00 civarında eve öğle yemeğine çıkar ve 1 saat civarında öğle uykusu yaparım. Evim İşyerimin iki kat üzerinde olduğu için kolaylıkla trafikte zaman ve enerji kaybetmeden iki dakikada evime girip akşam kıyafetimi değiştirir okumaya çalışacağım bir veya iki kitap veya doküman ve akıllı telefonum ile televizyonun başına geçerim.  1930’daki akşam yemeğimize kadar, telefonumu daha çok haberleşme ile birlikte NHK kanalında ilgimi çeken birçok farklı konu içinden en ilgimi çeken sahnelerin de fotoğraflarını hem hatırlamak hem de paylaşmak için, çekerim. Bazen bu fotoğrafları işim için de kullanırım. Her gün öğrenmeye zaman ayırır,  gerekli önemi veririm. İçinde öğrenme olmayan her hangi bir aktivitenin içinde öğrenmeyi barındırması çok önemli bir motivasyon nedenidir.

İstanbul’da evi ile iş yeri arasındaki uzun mesafeleri ve ağır trafiği her gün aşmaya çalışan insanlara büyük saygı, sempati ve aynı zamanda onlar için üzüntü duyuyorum. Zamanın ve enerjinin kaybı inanılmaz kişisel zararlara neden olmaktadır. Siz siz olun işyeriniz ile evinizi yaklaştırın.

57 yıllık evliliğimizde Eşimin büyük desteği, anlayışı, hoşgörüsü ve özverisi söz konusudur.  Eşimin bu anlayışına ve sabrına büyük şükran duymaktayım.  Onun bu eşsiz sabrı ve hoş görüsü ile eşim ve ben farklı televizyonları izleriz. Benim favori kanalım Japon Devlet Televizyonu NHK kanalıdır. Bu kanal benim için bir serbest öğrenme kanalıdır. 18.30 ile 19.00 akşam haberlerine kadar izlediğim kısmında mesleki konular ağır basar. He akşam Japonya’nın teknik teknolojik girişimciliği, her gün sundukları yeni ürünleri, bu çabaların ürünleri teşhir ettikleri fuarları ilgi ile izlerim. Japon toplumunun profosyonelleşmeye ve profosyonellere, gerçek sanatçılara, sanatkarlara, geçmişlerine,  kökenlerine ve aynı zamanda geleceğe verdikleri önemi, bizzat bildiğim gibi, yaptıkları programlardan da izlerim. 2020 Tokyo ayrı bir TV programı. 2020 Tokyo Olimpiyatlarına giderken her gün yaptıkları, gerçekleştirdikleri yenilikleri, yeni tesisleri, yeni ürünleri bu kanalda sunuyorlar.

1964 Yaz Olimpiyat Oyunları ile 2.Dünya savaşından yıkılıp yakılmış, atom bombası ile adeta yok olmuş Japonya ve Tokyo’dan 1964 yılına gelindiğinde küllerinden doğmuş modern Tokyo’yu, Shinkanzen çok hızlı trenlerini, teknolojik başarılarını ve bütünü ile yeni ve modern Japonya’yı göstermek istediler ve bunu da başardılar. Olimpiyat oyunları ile Japonya’ya ve Japon ürünlerine karşı bütün dünyanın algısı temelinden değişti.

2020 Tokyo Yaz Olimpiyat Oyunları ile 21.yüzyıl Tokyo ve Japonya’sını, geçmişi ve geleceği ile yeniden bütün dünyaya göstermek için bütün gayretleri ile çalışıyorlar. Bu konuda NHK kanalından sürekli yayınlar yapıyorlar. Her dilden her inançtan insanlara hitap edecek hizmetleri, yiyecekleri, eşyaları, programları şimdiden devreye alıyorlar.

Dün akşam da yine aynı şey oldu. Dünya akşamki program Japon Seramik Mirası ve sanatçılığı ile ilgili idi. Programda söz konusu olan kişiyi tanıtırken program sunucusu kendisini “Milli Hazine/NationalTreasure” olarak vasıflandırıyordu. Milli Hazine kavramını çok değerli eserler için birçok kere duymakla beraber hayatta olan, profesyonelliklerinin sınırını aşmış bu gibi kişileri Milli Hazine olarak vasıflandırmaktan çekinmeyen bir dil kullanmalarını çok önemsedim. Bu unvana konu olan kişi seramik üzerine altın varakları işleyerek sanat eseri yaratan bir çaba içinde iken söyledikleri hala kulaklarımda yankılanıyor, bu kişi konuşurken atalarından uzun yılların çabaları ile günümüze gelen sanatı geleceğe taşırken büyük bir tevazu içinde “sürekli öğrenmekten” bahsediyordu.

Çağımızın kargaşa ve sürati içinde birçoğumuzun hayatı, değirmenin taşları arasında öğütülen buğday tanesi gibi un ufak olurken, derin profosyonelliğe ve bilgelik seviyesine gelmiş bu kişinin sergilediği cinsten sukuneti, dikkati, rahatlığı, büyük bir gıpta ile izledim. NHK kanalında bu tip derin bilgeliğe erişmiş üstat seviyesindeki her meslekten profesyonelliğe sık sık rastlıyorum. Bu konuda ayrıca şahsen yaşadığım birçok anım bulunuyor.

Dün akşam 19 haberlerini NHK’dan izledim. Haberler içinde en çok ilgimi çeken haber 2017 ve 2032 yılları arasında ülkelerin ekonomik başarı sıralaması idi. “2017 yılında ilk dörtte olan ülkelerin başını Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya ve Almanya çekerken 2032 yılına girildiğinde ilk dördü Çin, Amerika, Hindistan ve Japonya aldığını; ilk 10’da ise, Çin, Amerika, Hindistan, Japonya, Almanya, Brezilya, İngiltere, Güney Kore, Fransa ve Endonezya almaktaydı.

2032 yılına gelindiğinde 10 ülke arasında kalan Avrupa’lı ülke sayısı 3 sayısına inmekte oluşunu çok önemli bulmaktayım. Son 200 yıldır dünyayı yöneten Avrupa’nın Dünya ülkeleri karşısında gerilediğini bir daha görmek benim çok ilgimi çekti. Avrupa’nın geçmiş yüzyılların mirasını yiyen konuma düşmesi anlamlıdır. Anı zamanda Türkiye Cumhuriyeti için ön gördüğüm hedef çok büyük ve çok iddialıdır. İddialı 2032 hedeflerimiz bizleri bugünlerin sıkıntılarından, korku ve endişelerinden uzaklaştıracak daha iyi bir geleceğe bizleri odaklayacaktır. Çılgın Hedeflerimiz olmadığı takdirde bizler günün endişeleri içinde yalpalayabileceğiz. Geleceğin hepimiz için iyilikler getireceği inanç ve iddiaları bizleri günlük dertlerimizden, sıkıntı ve sorunlarımızdan da uzaklaştıracaktır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 100.yıl dönümü ülkemiz ve bizler için çok önemli bir dönemeçtir. Bu yıl dönümüne girerken 5 yıl vardır ve ülke olarak, ülkenin sorumlu bireyleri olarak hangi istikamete gittiğimizi, şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz birçok başarıyı aşan yeni iddiaları, bizi, hepimizi bir arada umut ve ümitle tutacak yeni hedeflere doğru her gün bir adım daha atmalıyız. 2023 yılı hepimiz için önemlidir. Önümüzdeki 5 yılsonunda erişeceğimiz 2023 yılı, çok önemli olmakla beraber daha ileri daha büyük daha uzak 2032 için Önemli bir Ara Dönemeç olmalıdır. Her sorumluluk ve iddia sahibi kişinin, kurumun üstleneceğin büyük hedef ve iddiaları olmalıdır diye düşünüyorum.

Yeni yıla girmekte olduğumuz şu sıralarda yeni yılı kutlarken ciddi bir içe dönüş yapmamıza da fırsat verdiği için bu iki konuyu birden ele aldım. Yine aynı düşünceden hareketle 3.bir konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Genel olarak Eğitim Sisteminden ve özellikle Kişisel Sürekli Gelişim, Kişisel Öğrenme ile ilgilidir.

Kendi yaşamım ile ilgili olarak vereceğim bilgi için beni mazur görmenizi rica ediyorum. Ben her gün 07.30 haberleri ile başlayan ve 09.40 kadar devam eden TRT Ankara FM 1 Radyo programını güne hazırlanırken ve sabah kahvaltısını yaparken dikkatle dinlerim. Bu program ile Türkiye’nin ve Türkiye Çevresi ile gündemi öğrenmeye çalışır, yorumları dinlerim. Günlük haber alma işini bu şekilde çözdükten sonra ancak akşam saatlerinde Yabancı Kanallar olarak NHK dışında CNN Dünya, El Cezire, TRT World ve EuroNews’i  ve Türk Kanallarından ise TRT’in bazı tarihi dizilerini ve DigiTürk Spor Kanallarını izlerim. Türkiye Televizyonlarında yer alan bitmeyen tartışmalara nadiren dikkat ederim.

Yazılı yabancı basın olarak ise her hafta Ekonomist alırım. Ekonomist’in en çok Araştırma, Bilim, Kültür sayfalarını okumaya çalışır siyasi yorumlarına şöyle bir bakarım.

Üçüncü konuya bu kadar uzun bir giriş yaptıktan sonra asıl esas konuyu, “İlk ve Orta Eğitim ve Üniversite Eğitimi” ve çalışma hayatı sırasında bitmemesi gereken sürekli öğrenme ve gelişme konusuna getirmek istiyorum.

Ekonomist’in  Yılbaşı sayısı,  her sayısından farklı, iki sayı bir arada yayınladı. Eğitim ile ilgili iki haber/yazı dikkatimi çekti. Birincisi, 51.sayfada Amerika Birleşik Devletlerindeki Kamusal Okul eğitimlerinin finansmanı ile ilgili olarak çıkarılan asırlar öncesine giden yasa ile ilgili idi. Yazı, 1647 yılında Massachusetts Körfez Kolonisindeki Kamusal Okullarının nasıl finanse edileceği yasası ve gerekçesi başlıyordu. Gerekçesini burada tekrarlamak istemiyorum. Ancak Kamusal Zorunlu eğitim ve finansmanın tarihçesine dikkat etmenizi rica ediyorum.

İlk ve Orta Öğretim ile ilgili ikinci haberi ise Ankara radyosu FM 1 de 0900 haberlerinden sonrasında dinledim. Bir yorumcu, Türkiye’deki ilk ve ortaokul eğitim ve seçme sistemi ve bu yıl yapılan programlardaki değişiklikler ve resmi okulların finansmanı ile ilgili yorumlarda bulunmakta idi. Yorumcu bu yıl devreye alınan sistemin başarısızlığını, çaresizliğini;  Eğitim ve Beceri kazandırmayı bir arada başaramadığını anlattı.

Ancak ilk ve ortaokuldaki çocukların kişilik gelişimini ve ülkemizi ve insanımız ile barışık, hoşgörülü sorumlu bireyler haline getirmekteki eksiklerimizden hiç bahsetmedi. Japonya’da ilkokula, hatta anaokuluna yeni başlayan küçücük çocuklara kendi ortamlarını temiz tutma ve tertip düzen öğretildiğine şahit oldum. İlk ve orta Okul eğitimleri, sorumluluklarına sahip, ülkesini ve insanını, tarihini ve coğrafyasını da öğrenmiş bireyler yetiştirebilmeli, 21. Yüzyılın kritik becerilerinden en az birisini öğretirken ileri eğitimlerin ve yetişkinlik yolunda bilmesi gerekenler ile donanımlı bireyleri de yetiştirebilmelidir. Herkesi hepimizi üniversite mezunu sıradan vasat donanımlı bireyler haline getirmek hedef olmamalıdır.

İsrail yükseköğrenime gidecek erkeklerin ilk önce 3 yıl ve bayanların ise 2 yıl zorunlu askerlik yapmasını tercih etmektedir. Üniversiteye girerken hayat yolculuğunda hayatın en temel deneyimi ile üniversiteye giden gençlerin yüksek olgunluk ve sorumlulukla yükseköğrenimlerini gerçekleştirdiklerine şahit oluyor, okuyoruz.

Yine eğitim ve kişisel geliştirme ile ilgili olarak, aynı sayıdaki Ekonomist’in 104.sayfası ‘”Deep Minds” başlığını taşıyor. 1916 yılında Kaliforniya’nın Owens Vadisinde hayata geçirilen Özel bir Kolej/Üniversite ile ilgili. Bir idealist iş adamı, New York’u içine alan Manahattan Adasının iki misli büyüklükteki insan ve kervan geçmez bir çölde hayata geçirilen bir özel üniversite deneyimini anlatılıyor. Bu üniversite 2 yıllık bir dönemi kapsıyor ve çok az sayıda öğrenci kabul ediyor. Bu iki yılı tamamlayan öğrenciler üniversite hayatına başka üniversitelerde devam edebiliyor veya hayata atılabiliyorlar. Bu okulun en önemli tarafı üniversitenin kabul edeceği öğrencileri 3 ana amaç üzerinde eğitmek üzerinde kurulmuş olması.

Öğrencilerin birinci görevleri üniversitenin bir parçası olan çiftlikte ve okul işlerinde haftada ortalama 15-20 saat çalışmaları gerekiyor. Bedenen çalışmayı öğrenmeyen öğrencilerin kişiliklerinin tam gelişemeyeceği düşünülüyor. Öğrenciler, 2. Görev olarak, Sosyal yaşamların organizasyonu ve yürütülmesinde sosyal sorumluluk ve görev alıyorlar ve böylece sorumluluk üstleniyor ve kişiliklerini geliştiriyorlar ve kendi kendilerini yönetmeyi, hem de toplumun sorumlu bir bireyi, üyesi olmayı öğreniyorlar. Örnek olarak, her Cuma öğleden sonra sosyal sorumluluk toplantılarına aktif olarak katılıyorlar. Kendilerini yönetecek Kuralları konuşup oluşturuyorlar.  Öğrenciler öğrenim ve yaşam için ücret ödemiyorlar. Okulda kalıyor, besleniyorlar. Öğrenciler çiftlikte ve okul idaresinde çalışarak öğrenimlerini finanse ediyorlar.

İş hayatım sırasında ve bugün bile, yeni tanıştığım kişileri daha iyi tanıyabilmek için geçmişlerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye önem veriyorum.  Çocukluğundan itibaren yaşadığı hayatın ayrıntıları beni ilgilendiriyor. Ben kişiyi bu ayrıntılarda tanıyorum. Kişi ile ilgili İleriye yönelik tasavvurlarda bulunabiliyorum.

Uzun yıllara uzanan meslek hayatımda öğrenmeyi ve gelişmeyi hep ön plana aldığımı yakın çalışma arkadaşlarım bilirler. Eğer bir kişi Üniversite sırasında ve hatta lise yıllarında seçeceği mesleki yol ile ilgili ilk deneyimleri yeterince kazanmamış ise, kişinin önceliği  üniversiteden sonraki ilk 10 yıl yeterliliğini geliştirmek, mesleğinde uzmanlık seviyesine gelmiş olmasıdır. İlk on yıl içinde yeterli derinlikte formasyon kazanmadan, çok iyi bir meslek sahibi profesyonel olmadan yapılacak mesleki tercihler kişinin meslek hayat yolculuğunda sığ sonuçlar doğuracaktır.

Değerli dostlar yeni yıla sayılı günlerin kaldığı bu Cuma günü bu yazıyı yayınlamayı arzuladım. Belki bu yazıyı okuyan genç bir insana, sıkıntılı dertli bir insana ulaşır ve kendisine yeni yıl ve hayatı için yeni bir umut veririm düşüncesi ile hepinizin yeni yıllarını kutluyorum. Geleceğin getireceklerine umutla bakmanın geleceğe ait hazırlıklara önem vermenin günü bu yılsonu ve gelecek yılın ilk günüdür.

Herkese mutlu yıllar.

Yalçın İPBÜKEN

CEVAP VER