2017 Yılının Düşündürdükleri – Geçmişten Günümüze Birey olarak Yaşadığımız Deneyimler

1
2752

1958 yılından bu güne kadar bir yetişkin olarak hayatın içinde çok değişik işlerde, rollerde, yerlerde bulundum. Birey ve Aile olarak birçok olayın içinden çıktık bugünlere geldik. 1960 yılından itibaren hemen her 10 yılda bir veya iki çok önemli sosyal, ekonomik, finansal,  siyasal, hatta güvenlik kaynaklı olaylarla karşılaştık. Bazen toplum olarak hep beraber sonsuza kadar çözemeyeceğimiz kapkara durumlarla karşılaştığımızı zannettik. Bazen de karşılaştığımız devasa durumların önemli kısmı şahsi, ailevi ve mesleki idi. Ancak çok şükür hepsinden de alnımızın akı ile çıkabildik.

Bütün bu yaşamsal sorunlar karşısında öğrendiğim en önemli çıkarımın; geleceğe dair iyimserliği kaybetmemek ve zamanın gereğini, isteyerek-yoğunlaşarak-yüksek çaba ortaya koyarak-yararlı bilgi ve becerileri öğrenerek, doğru olarak yapmak olduğuna karar verdim. Yaşadığım bütün deneyimlerden çıkarttığım derslerin en önemlisinin, yaşadığımız sürece ümidi kaybetmemek olduğuna inanıyorum. Ümitle devam ettiği sürece çözüm üretmek mümkün olabiliyor, ekseriyetle de çözüm bazen hiç ummadığınız zamanda ve yönden gelebiliyor.

Ayrıca bütün bunları yaparken bazen de harikalar yarattığınızda çok yakınlarınız dışında pek fazla takdir ve tanınma da beklememelisiniz. Yaptığınız, yarattığınız çözümü kendiniz için istemelisiniz. Takdir gördüğünüzde de mütevazı olmayı bilmekte, ölçüyü kaçırmamakta yarar görürüm.

Bunların dışında en önem verdiğim üçüncü önemli nokta zamanı çok iyi yönetmek olmalıdır. Sevgiye sevilmeye, aileye, dostluğa gerekli kaliteli zamanı yaratmak, ancak onun dışında zamanın elimizdeki tek sermaye olduğunu hiç akıldan çıkartmamak, doğru noktalara odaklanmak gerekiyor. Doğru zamanı kaçırdığınızda yeniden fırsatı yakalamak ekseri mümkün olmuyor veya benim olayımda olduğu gibi çok büyük emek ve fedakârlık gerektiriyor.

2017 yılı hem dünya hem de ülkemiz ve çevresi için birçok bilinmeyeni de beraberinde getiriyor. Bu yıl ve takip eden yıllarda gerek birey, aile, çalışan, yönetici, mal sahibi olarak, gerekse içinde yer aldığınız irili ufaklı ekipler olarak değerlendirilmesi gereken düşünce tarzları, yapılması gereken öz değerlendirmeler, çıkarılması gereken dersler, üstlenilmesi gereken sorumluluklar ve bir an bile kaybetmeden yerine getirilmesi gereken iyileştirmeler, gelişmeler bulunmaktadır.

Konusuke Matsushita’nın Başarı Üçgeni

Konusuke Matsushita Panasonic firmasının kurucusudur. İlkokulu 3. sınıftan terk eden ve aileden akciğer hastası olan Matsushita, ilk önce bir bisiklet tamircisinin yanına yatılı çırak olarak girer, bir süre sonra Osaka’daki elektrifikasyon çalışmalarından etkilenir, işçi olarak çalışmaya başlar. Kısa sürede kendini göstererek terfi eder ve bir süre sonra elektrik direklerindeki seramik fincanların imalatını yapmak üzere oturduğu evin altında küçük bir atölye kurar. Büyük bir çaba ile süratle ilerler ve çeşitli başka ürünleri üretmeye başlar. 1929 dünya ekonomik krizi sırasında diğer işletmeler insanları işten çıkarırken Matsushita, yeterli satış ve gelir olmamasına rağmen 80-90 çalışanını bir arada tutar, işçilerini kapı kapı ürün satışına yönlendirir. Matsushita zaman içinde kriz atlatılmış Japonya’nın hızlı gelişmesinin gerektirdiği elektrikli olan bütün ürünlerin üretimine girer ve uzun bir çalışma hayatı sonunda Japonya’nın ve dünyanın en önemli şirketlerinden birisini oluşturur.

Önemli bir düşünür ve insani konularda öncü bir kişiliktir. Hakkında birçok kitap yazılmıştır. Matsushita Liderliği ve Matsushita Felsefesi kitapları Türkçe ’ye de tercüme edilmiştir. 1990’lı yıllarda Matsushita’nın anıtsal evini, Panasonic fabrikalarını ve merkezini,  Nagoya’daki Refah yolu ile barış ve mutluluk Derneğini, ziyaret ve ilgililerden bilgi alma imkânım oldu.  Liderliği konularında eğitim vermek için okuduğum kitaplardan birisinde Matsushita Hayattaki Başarısını aşağıdaki üçgen ile açıklamaktaydı. Başarı Üçgeni kendi başına açıklayıcıdır. Umarım ilginizi çeker.

1231

Çalışan Birey Olarak Kendinize Sormanızı Önerdiğimiz Sorular

2017 yılına girmeden tercihen bir Pazar günü yarım gün kendi başınıza kendi öz değerlendirme yapmanızı ve aşağıdaki soruları cevaplamanızı ve bunu yaparken olabildiğinizce kendi içinize dönmenizi öneririm. Aşağıdaki sorulara doğru cevapları verdikten sonra aklına, samimiyetine çok güvenebileceğiniz bir yakınınızı arkadaşınızı veya sizden biraz büyüğünüzü akıl hocası (mentörünüz) olarak belirlemek ve onunla çok samimi diyalogları alışkanlık haline getirmenizi tavsiye ederim.

Sorulması ve samimi olarak değerlendirilmesi gerekli önemli soruları kendinize sormanız gerekiyor. Bu soruların önemli bir kısmına menfi cevap veriyorsanız motivasyon sorununuz var

demektir. İlk yapacağınız şey bu motivasyon sorunuzu mutlaka aşmak olmalıdır. Motivasyon eksikliği işyerini derinden etkilemesinin yanı sıra, sizin insan olarak mutlu ve yararlı bir hayat sürmenizi de etkilediği için ikili bir sorumluluk söz konusudur. İş yeri, ilk amir ve kişinin kendisi bu sorkunu aşmak için samimi gayret göstermeli, ayrı ayrı sorumluluk üstlenmelidir.

İşine bağlı olmayan, işine kendini unuturcasına veremeyen kişinin iyi sonuçlar alması, üretken olması, faydalı ve değerli ürünler, çıktılar üretmesi zordur.

  1. Değer üretebiliyor, değerli işler yapabiliyor musunuz? Yaptığınız işin müşterisini biliyor musunuz? Onunla samimi iletişim kuruyor musunuz? Yaptıklarınız ne kadar müşterinizi ve kendinizi tatmin ediyor? Kendinizi, yaptıklarınızı, ürettiklerinizi kendinizin dışındakilerin gözü ile değerli buluyor musunuz? Her günkü çalışmalarınızda sahip olduğunuza inandığınız beceri ve kabiliyetleri kullanabiliyor musunuz?

 

  1. İçinde bulunduğunuz ortamda güne hangi duygular ile başlıyorsunuz? İstekli, arzulu, şevkli misiniz? Yoksa güne vazife icabı mı dâhil oluyorsunuz?

 

  1. Üstlendiğiniz görevin hangi hedeflere hizmet ettiğini; hangi kriterlere göre değerlendirdiğini biliyor musunuz? Bu hedef ve kriterlerin oluşturulmasında sizin de katkınız oldu mu?

 

  1. Görev yaptığınız ortamda, görevinizi yerine getirirken işinizin kendinize göre aşmanız gereken, çözmeniz gereken zorlukları var mı? Yoksa hiç düşünmeden tekrarlarla yetiniyor musunuz? Her gün yeni şeyler öğrenme, yeni vasıflar edinme imkânı bulunuyor musunuz? Günlük görevini yerine getirirken gerekli olan bilgi, alet, imkân ve desteklere sahip misiniz?

 

  1. Çalışma arkadaşlarınız içinde çok sevdiğiniz beraber olmaktan, çalışmaktan mutlu olduğunuz kişiler bulunuyor mu? İçinde yer aldığınız ekibi, yaptıklarını, ürettiklerini değerli buluyor musunuz?

 

  1. Özellikle bağlı bulunduğunuz ilk kademe ve ondan sonraki yöneticilerinizi ne kadar tanıyorsunuz? Size iyi bir rol model olabiliyorlar mı? Kendilerinden sürekli öğreniyor musunuz? Amirlerinizi takdir ediyor, değerli buluyor, onlar gibi olmayı arzu ediyor musunuz?

 

  1. İçinde yer aldığınız kuruluşu ne kadar tanıyor, kuruluşun misyonunu, vizyonunu tam biliyor musunuz? Kendinizi bu misyon ve vizyonun gerçekleşmesine adanmış olarak hissedebiliyor musunuz? Bağlı bulunduğunuz kurumu takdir ediyor, başkalarına önerebiliyor musunuz?

 

  1. Faydalı, yerine getirdiğiniz bir görev için son bir hafta veya bir ay içinde her hangi bir geri bildirim, takdir aldınız mı? Kimden aldınız? Bu kişiler içinde ilk amiriniz ve görevinizin hizmet ettiği iç veya dış müşteriniz var mı?

 

  1. Çalıştığınız iş yerinde ilerleme, gelişme fırsatları var mı?

 

  1. İş yerinizin fiziksel imkânları, iş yerine erişim imkânları sizi ve her günkü iş başı motivasyonunuzu, enerjinizi ne kadar etkiliyor?

 

  1. İşinizi, kendinizi, dikkat ve enerjinizi menfi veya müspet yönde etkileyen diğer etmenleri sıralayabilir misiniz? Bunlarla ilgili kendinize sorular sormanızı ve samimi cevaplar vermenizi öneriyorum.

Anlamlı Bir İş ve Meslek Sahibi Olmak; İyi bir Hayat Yaşamak  – Bireysel Üretkenlik/Prodüktivite

Bireysel Prodüktivite/Üretkenliğini aşağıdaki gibi formülleştirmekteyiz.

Bireysel Prodüktivite/Üretkenliği:  Değere Odaklanmış Efor x Yetkinlik x Çalışma Ortamı

                                                           x Kişisel Motivasyon

Bu formülü ve benzerini Japon bir iş adamı yazarın ve Toyota’nın en üst kademelerine çıkmış olan dostum Toshio Horikiri’nin eğitimlerinde kullandığını ifade etmek isterim.

Değer Yaratmaya Odaklanmış Efor/Enerji

10 -13 yaşları bir insan yaşamının en önemli yaşlarıdır.

Bir meslek, zanaat, sanat, müzik, resim, spor öğrenmek için başlangıç yaşı 10-13’tür. Bazı hallerde bu başlangıç yaşının daha da öne alınması söz konusudur. Bu yaşlarda başlayan sistematik çaba ve çalışmalar üstün nitelikteki antrenör, koç, usta yönetiminde kişinin normal limitlerini aşmasını, kendisinin bile farkında olmadığı özelliklerini ortaya çıkartmasını mümkün kılabiliyor. Bu benzersiz öğrenme ortamı bir kez kaçtı mı bunu tekrardan yakalamak genellikle çok zordur. Günümüzde büyük işler beceren, büyük olaylara, başarılara, buluşlara imza atan insanların hayatlarına baktığımızda 10-13 hatta daha önceki yaşlardan itibaren ilgili oldukları alanlara yöneldiklerini görüyoruz.

Modern zamanların öncesinde ailelerin çocuklarını ilk yaşlardan itibaren yaşamın, işin, ailenin birer sorumluluk verilen parçası haline getirdiklerini okuyoruz, biliyoruz.

Başarılarını nesilden nesile geçiren ailelerin, çocuklarını aile işlerine çok erken yaşlardan itibaren ilişkilendirdiklerini biliyoruz. Aile şirketlerinde en büyük sarsıntılar nesiller değişirken yaşandığı halde bunu başarıyla gerçekleştiren pek çok aile olduğunu biliyoruz, okuyoruz.

Kariyer ve Meslek Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Konular

Meslek ve iş seçerken dikkat edilecek birçok önemli faktör vardır. Meslek ve iş kararı vermek durumdaki kişilerin seçim kriterleri içeresinde “kendisi dışındaki dünyaya değer/fayda üretmeye” öncelik vermenin önemli olduğuna dair ağırlıklı düşünce var.  Yalın Enstitü’nün birincil hedefinin birey, ekip ve örgüt/firma seviyelerinde Değere Odaklanmak olduğundan bu nokta bizler için çok önem taşımaktadır. İnsanın kendisi dışında bir fayda üretmeye odaklanmamış olması kişisel bazda günümüzün en büyük sorunlarının başında gelmektedir. Geçenlerde bir uçak yolculuğum sırasında New York Times’in uluslararası sayısında Dalai Lama ve Arthur Brooks’un ortaklaşa bir makalesini okudum. Makale “Behind Our Anxiety, the Fear of Being Unneeded ” başlığını taşıyordu.

Olmak İstediğim İnsan – How to Measure your Life

Günümüzde İnovasyon Gurusu olarak tanınan Clayton Christensen’in yazdığı Optimist yayınlarından “Olmak istediğim İnsan” kitabını özellikle kariyer seçme noktasındaki genç insanlara tavsiye ediyorum.  Bu kitabı birçok kişiye hediye ettim ve çok sıcak mesajlar aldım.

https://80000hours.org Çalışma Gurubu

Geçenlerde Kişisel Kariyer Seçimi üzerine bir TED Videosunu tesadüfen izlediğimde konuşmacıdan, “https://80000hours.org” isimli bir çalışma grubunun mevcut olduğunu ve kariyer seçimi konularında çalıştıklarını ve bir web sitesi oluşturduklarını öğrendim. Konuşmacının, kariyer ve meslek secimi konularında Değer Üretmeyi seçim kriterlerin en başına koyduğuna dikkat ettim.

Konuşmacı, yaptıkları hesaplara göre ortalama bir insanın bütün iş yaşamı boyunca 80.000 saatlik bir kariyer zamanı kullanabildiğini, söylüyor. Arzu eden bu ilginç siteyi ve videoyu YouTube’dan bulabilir. https://80000hours.org

Günde Asgari 6 Saat Üretken ve Öğrenilen Zaman

Bilgilerimize ve iş hayatı tecrübemize göre belirli nitelikleri taşıyan ve öğrenilmesi büyük bir emek isteyen kompleks bir mesleğe giren ortalama bir insanın her türden harcanan zamanlar çıktıktan sonra günde ortalama 6 saat üretken ve öğrenilen saatin olabileceğini düşünüyoruz. Yapılan araştırmalar da aynı sürelere işaret ediyor. Bir takvim yılında Cumartesi ve Pazar günleri hariç aylık ortalama üretken öğrenilen saatini ayda yaklaşık 132 saat olarak hesaplıyoruz.

Her yetişkin ve hayatta iddia sahibi olmak isteyen bir insanın kendisine ait bir hayat vizyonu çizip hayatına ait hedefleri oluştururken dikkate alması gereken basit bir aritmetik

132 x 12 ay: yılda üretken çalışma saati 1520 saat – 60 saat iki haftalık yıllık izin: 1460 yıllık izin hariç yıllık üretken saat: 80.000 toplam teorik üretken saat:

80.000: 1460: 54 yıl ediyor.

Bu hesaba göre bir genç 20 yaşında iş hayatına atılırsa değer üreten 54 yıllık bir çalışma hayatı ve 74 yaşında iş hayatından emekli olabiliyor. Benim kişisel düşünceme göre insanın üretken yaşamı asgari 80 yaşına kadar sürebiliyor. Bu süreyi günümüzde daha da aşmak mümkün. Günümüzde çalışan vasıflı insanların 5-10 defa iş, meslek değiştirdiklerini veya en azından işlerini gereği gibi yapabilmek için gerekli niteliklerini değiştirmeleri, ilerletmeleri gerekiyor.

Yeteneklerimizi, Beceri ve Deneyimlerimizi hayat boyu sürekli geliştirmek hayat sınavında başarı için zorunluluktur. Geleceğimizi teminat altına almanın altın anahtarıdır.

İyi bir formasyon kazanmak için üniversite sonrası yaklaşık 10 yıl – uluslararası nitelik kazanmak için bir 10 yıl daha gereklidir.

Her bir gün iyi bir ustanın gözetiminde ortamla 6 saat sistematik bir çaba ile üniversite sonrası formasyon kazanmak ve kompleks bir konuda uzmanlaşmak/profesyonelleşmek için yaklaşık 10 yıl gerekiyor. Dünya çapında bir uzman olabilmek için formasyon kazanmak için harcanan 10 yılın üstüne bir 10 yıl daha gerekiyor. 54 yıllık toplam üretken süreden geriye ise 34 yıllık çok üretken bir zaman kalabiliyor ki bu süre Türkiye’deki ortalama profesyonellerin hayal edebildikleri ve gerçekleştirdikleri sürelerden çok uzun bir süre olduğu gözüküyor.

Bu noktada Charles Duhigg’in yazdığı “Alışkanlıkların Gücü”  ve Malcolm Gladwell’in Türkçeye aynı isimde çevrilen “Outliers – Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur” kitapları okuyucuya yol gösterici olabilir.

Güne İyi Bir Başlangıç Yapabilmek   

Olabildiğince güne erken uyanmak modern dünyamız ve kendi isteklerimiz ile başa çıkabilmek için hayati derecede önemli. Bunun için iyi ve sağlıklı uyku şart. Enerji seviyenizi modern insanın çok üstüne çıkartmak, hayat ve günün gerekleri ile başa çıkabilmek için önemlidir.

Bize göre verimli ve yararlı bir gün geçirebilmek için asgari 6 saatin aşağıda tarif etmeye çalıştığımız kalitede tam bir dikkat ile geçmesini temin etmek gerekir. Yoğunlaşmanın nasıl mümkün kılınacağını işin kendi karakterine bırakacak bir çalışma ortamı tasarlanabilir.

Günün en üretken zamanını kişinin kendine göre bilmesi kişiye büyük kolaylık ve fayda sağlayacaktır. Kimisi gece insanıdır, kimisi erkenci. Bunu bilmek önemlidir. Bu özelliğe göre en önemli görevi ele almayı, dikkatinizi tam ve kesintisiz olarak göreve vermeyi çok küçük yaşlarda öğrenebilmeniz gerekiyor. Ancak nereden başlarsan kardır misali, hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.

“Kesintisiz ve istekli dikkat” her başarılı görevin olmazsa olmazıdır.

45-50 dakikalık zaman birimlerindeki kesintisiz dikkat ile çok önemli kazanımlar elde edebilirsiniz. 10 – 15 dakikalık bir ara. Bu arayı nefes alarak geçirmek ve takiben kesintisiz ve istekli dikkat ve arkasından 10-15 dakikalık aralar ve son öğle yemeği öncesi 3 veya 4 defa 40-50 dakikalık yoğun ve kesintisiz dikkat sonunda günün en önemli görev veya görevleri gerçekleştirilmesi büyük ölçüde sağlanır.

Yarım saat sağlıklı bir yemek ve yarım saat dikkatinizi dağıtan sosyal ortam,  konu veya konular sabahın yoğunluğunu ve yorgunluğunu atmanızı sağlar. Sigara bir dinlenme aracı değildir.

Öğleden önce ortak bir toplantı veya etkinlik ön görülebilir.

Öğleden sonra ortak çalışma, toplantı,  benzeri bir program öngörülebilir.

İyi bir toplantı ortalama 10-15 dakika en fazla 30-60 dakika sürmelidir. İyi ve verimli bir toplantının koşulları vardır. Bu koşullara dikkat etmek gerekmektedir.

Anlamlı ve değer üreten bir görev ve bu görevin anlamlı sonucu, kişiye arzu edilen “içsel motivasyonu” sağlayabilir.

Motivasyonu kendinden olan insanlar olaylara, durumlara çok daha pozitif bakarlar. Kolay kolay üstlendikleri görev ve işten kopmazlar. Kolay pes etmezler. Tüm zorluk ve görünen imkânsızlıklara rağmen çaba gösterirler, vazifenin üstünden gelmeye çaba gösterirler. Takdir ve yapılan başarılı bir görevin etrafça tanınması motivasyonlarını arttırır. Bu insanlar etraflarına enerji saçarlar. Bu insanları fark edip beraber çalışmanız sizlere büyük farklılıklar sağlar.

Ancak insanların az bir kısmı İçsel Motivasyona sahiptir. Bu tür insanları motive edebilmek için çok fazla araca, yöntem ve metoda başvurmak gerekebilir. Ancak bu ayrı bir konu olarak ele alınacaktır.

Daniel H. Pink’in aynı ismi taşıyan Türkçe kitabı “Drive” motivasyon konusunda çok kapsamlı ve doğru bilgileri vermektedir.

Çalışma Ortamı çalışanların motivasyonları üzerinde önemli etkiye sahiptir.

İlk Amir’in kabul görmesi, iyi liderlik vasıflarına sahip olması çalışanları etkiler. Motivasyonlarını arttırır. Çalışma arkadaşlarının kalitesi, birbirlerini tamamlayan becerileri, üstlenilen görevin başarılabileceğine herkesin inancı, kişilerin motivasyonları, işbirliği içinde olmaları, iyi ve zoru paylaşmaları,  yapılacak görevin planlanmasında çalışanların görüşlerinin alınması, zamanlı geri bildirim almaları, çalışma ortamının şeffaflığı, tertip ve düzen ve diğer çalışma koşulları, işin ergonomisi ve zorluk derecesi, sonuçta elde edilen sonuçların takdir görmesi,  çalışanların motivasyonu üzerinde önemli etkiye sahiptir.

Çalışma ortamının fiziksel özellikleri de önem taşır. İş akışlarına uygun yerleşim, takım çalışmasına yatkın yerleşme, çalışma ortamının düzeni, aydınlığı ve diğer hususlar önemlidir.

Yetkiliklerimizi sürekli iyileştirmek geliştirmek başarılı, fayda ve yarar üreten bir iş hayatı için olmazsa olmazdır. Sürekli Öğrenme her bir günümüzün içinde mutlaka yerini almalıdır. Öğrenmenin gerçekleşmediği gün yaşamdan eksilen bir gündür.

En iyi üniversitelerden bile mezun olsanız bile gireceğiniz meslek ve iş için sıfır noktasındasınızdır. İyi bir eğitimin üzerine yaklaşık 10.000 saatlik anlamlı ve iyi planlanmış bir iş başında eğitim programı ile arzu edilen konuda uzmanlaşmak mümkün olunabileceği yapılan birçok deney ve araştırma ile kanıtlanmış bulunmaktadır. Günde ortalama 6 saat üzerinden yapılacak çalışma ve geliştirme ile yaklaşık 10 yıl gibi bir sürede uluslararası seviyede uzmanlaşmak söz konusudur. Böyle olduğuna göre Yetkinlik geliştirme konusuna bugün gösterilenden daha fazla emek ve çaba harcamak gerekecektir. Örneğin iyi bir konser piyanisti olmak veya olimpik müsabakalarda yarış kazanabilmek için buna benzer bir programın takip edilmesi, yani 6-8 yıl sistematik çaba ve iş başı eğitim almaları,  yetkin hocaların gözetiminde öğrendiklerini yaparak ve müsabaka ortamında deneyerek, geliştirerek uygulamaları gerekmektedir. Toyota’da bir mühendis işe alındığında ilk iki yılı Toyota’nın işi olan otomobil üretimini yaparak öğrenerek geçirirler, takip eden ikinci yılda mühendislik biriminde ilk iş başı eğitimlerini alırlar, 3-6 yıl mühendis ve kıdemli Mühendis olarak görev yaptıktan sonra Şef Mühendis ve benzeri görevleri üstlenirler. İyi bir proje mühendisi olabilmek için ilk 10 yıllarında önemli çaba göstermeleri gerekir.

Öğrenme yalnız işe veya mesleğe başlarken değil hayat boyu devam eden bir temel konu olarak gündemimizde yer almalıdır. Özellikle bilginin çok kısa sürede eskidiği günümüzde buna dikkat etmek gerekmektedir.

Üstlendiğimiz iş, üstlendiğimiz projeler o anda sahip olduğumuz toplam yeteneklerimizden, bilgi ve tecrübelerimizden daha fazla olmalıdır.

Eğer yeni üstlendiğimiz görev veya proje bir yenilik taşımıyor, bizden daha önceki dönemde edindiklerimizden daha fazlasını talep etmiyor ise, gerçek öğrenmenin gerçekleşmediğini bilmeliyiz. Yeni iş veya projede şimdiye kadar edinilenden daha fazlasının talep edilmemesi, her şeyin gözü kapalı yapılır vaziyette olması bize yeni bir şey kazandırmaz. Kendimizi isteyerek işimize veremeyiz. Çünkü bildiğimizin tekrarını yapmaktayız. Yeni işimiz veya projemizin gereklerini yeri getirirken tüm dikkatimizi vermemiz işin kalitesini de garanti etmektedir. Günümüzde bizim arkamızı toplayacak kişilere, uzmanlara, kalite kontrolcülere veya görevi kontrol olan amirlere yer ve imkân bulunmamaktadır. Yapılan her iş veya işin parçası ilk sefer doğru ve zamanında olmalıdır. Zamanımız hız ve çabukluk zamanıdır. Özellikle müşteri önünde yapılan işlerde tekrara düzeltmeye imkân ve yer bulunmamaktadır.

Yeni tanıştığım ve birlikte çalışma ihtimalini birlikte araştırdığımız kişiye geçmişi ile ilgili çok soru sormaktayım. Burada araştırdığım, bu noktaya gelirken nasıl bir hayat çizgisi olduğudur. Şimdiye kadar yaşadıkları bana kişinin gelecekte nasıl bir çizgiye sahip olabileceğine dair ipuçları vermektedir. Bazen bu şekilde kızgınlıklara sebep olduğum da oldu.

2017 yılına girmek üzere olan bir insan olarak hepimiz çok şeyleri birden istiyoruz.

Mutlu olmak istiyoruz, başarılı olmak, Sevilmek ve Sevmek, Sağlıklı olmak; bilgili olmak, Gelişmek, Malik olmak, kazanmak; Gezmek görmek istiyoruz. Zamanımızı dolu dolu yaşamak istiyoruz. Kısaca çok şeyi birden istiyoruz. Bu konuda seçici olmak her şeyi hepsini isteme alışkanlıklarından vaz geçmek gerekiyor. İç huzurunuz ve vücut sağlığınız için çok seçici olmak gerekiyor.

Her günü, günün gereğine, ruhuna (zeitgeist) uygun olarak dolu dolu yaşamak iyi bir başlangıçtır diye düşünüyorum.

Bu noktada Martin E.P. Seligman ve “Authentic Happiness” isimli kitaptan bahsetmek gerekir. Türkçesi olmayan bu kitabı ile Seligman gerçek mutluluğun Değer üreterek gerçekleştirilebildiğini açıklıyor. Seligman, Amerika’da pozitif psikoloji akımının kurucusu ve öncüdür.

Her bir günü teker teker ve her birisini bir daha geri gelmeyecek gibi yaşamanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Yani “günü yaşamak” elimizdeki en önemli ve gerçek yaşam ölçüsü olmalı. Yani yaşamakta olduğumuz günün farkında olmak ve günün ruhuna uygun olarak zamanı en üretken olarak kullanmak gerekiyor. Bunun için büyük bir disiplin gerekiyor. Etrafımızdaki bu kadar farklı olanlara, olaylara, yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığım insani istek ve arzularımıza rağmen dikkatimizi, bütün benliğimizi, günün gereğine odaklanmak gerekiyor. Bunu, “istekli dikkat” olarak isimlendiriyoruz. İstekli Dikkat, her hangi bir yeteneğimizi geliştirdiğimize benzer şekilde çok erken yaşlardan itibaren başlamak gerekiyor. Spor ve Oyun Ortamında dikkat yeteneğini kazanmak veya kazandırmak önemli bir kazanım. İstekli dikkati ancak istediğimiz yapmaktan keyif aldığımız ve değer ürettiğimiz hallerde gerçekleştirebiliyoruz. Prof. Mihaly Csikszentmihalyi “Flow” kitabında Akış diye tercüme ettiğimiz “Flow” kavramı ile bunu ifade ediyor. Akış kitabı insanın gerçek ve kalıcı mutluluğunu çalışma ve üretme ortamında kazandığını deneylerle ve derin araştırmaları vasıtası ile ortaya koyması bakımından önem taşıyor.

Bu yazıyı en iyi yeni dileğimiz olarak kabul etmenizi, yeni yılın hepimize, ailemize,  şirketimize ve ülkemize hayır ve mutluluk getirmesini diyorum.

 

Yalçın İpbüken

Yalın Enstitü Başkanı

22 Aralık 2016

 

 

1 YORUM

CEVAP VER