Hizmetkâr Liderler

0
5124

Nelson Mandela öldükten sonra sosyal mecralarda, basın ve televizyonda ona gösterilen sevgiden çok etkilendim. Gördüklerim, bir devlet başkanının cenaze merasiminden öte, herkesin sevgilisi olmuş bir insanı uğurlama  töreniydi sanki.  İnsanlar onu “Madiba” lakabıyla anıyor, sanki çok yakın bir dostlarını kaybetmişler gibi konuşuyorlardı.

Nelson Mandela’nın hayatı bu çağın en sıradışı, en etkileyici öykülerinden biridir hiç şüphesiz. Güney Afrika başta olmak üzere birçok ülkede ırkçı rejime karşı direniş ve mücadelenin sembolü haline gelmiş bu bilge adamın kendi topraklarında başardıkları, bütün insanlığı etkiledi.  Ancak benim için asıl etkileyici olan, ırk ayrımcılığına karşı verilen büyük mücadeleye önderlik etmesi ve dünyanın en saygı duyulan devlet adamlarından birisi haline gelmesi  değil;   Mandela’nın bu kadar “sevgiye” mazhar olmasıydı.

Biz, devlet adamlarını ”sevmeye” pek alışık bir toplum değiliz. Bizde devlet adamları, siyasetçiler, siyasi parti liderleri genellikle aşırı ciddi, koyu renk elbiseli ve spor karşılaşmalarını bile kravatla izleyen insanlardır. Bütün davranışlarında, kendi önemlerini ve çok büyük sorumluluklar taşıdıklarını anlatma çabası vardır. Yanlış anlaşılacaklarından korktukları için duygularını gösterecek her türlü davranışı kontrol altında tutarlar. “Halka yakın olmak” stratejisiyle kimi zaman bayram ya da diğer kutlamalar vesilesiyle sergiledikleri yakınlıklar bile yapmacıktır. Gülmezler, oynamazlar, şakalaşmazlar, takılmazlar…

Oysa Mandela’nın ardından yansıyan bütün görüntüler önemli bir devlet adamından çok sevgi dolu bir aile reisini kaybetmiş insanların görüntüleriydi. Yazılanlar ve söylenenler, saygıdan çok sevgi sözcükleriydi. Alçakgönüllü kişiliği, mizah anlayışı ve maruz kaldığı her türlü şiddete rağmen içinde hiç kin ve kırgınlık taşımadığı konuşuldu arkasından. Dünya liderleri onunla ilgili anılarını anlatırken hep çok özel anlara değindiler ve onun hümanist tavrını, sevecenliğini anlattılar.

Bu topraklarda çoğumuz saygı ve sevgiyi iki  karşıt kutup olarak algılarız. Saydığımız insanlara farklı, sevdiğimiz insanlara farklı davranırız. Yöneticilik ve liderlik sevgiden çok saygı alanına girer. Biz liderin sesini yükseltmesini, etrafındakileri zaman zaman azarlamasını, korku salmasını normal karşılarız.

Bizde saygı duyulan kişi aynı zamanda korkulan kişidir. Bizde adalet liderin iki dudağının arasındadır; merhametine kalmıştır. En doğrusu onunla iyi geçinmektir.

Bizim ülkemizde lider dediğin korku salmalı ve saygı uyandırmalıdır. İnsanların “sevgilisi” olmuş liderler ise genelde “ölü” liderlerdir. Bizde liderlerin kendileri de zaten sevgi değil saygı beklerler. Hatta çoğu zaman hak etmedikleri, abartılmış bir saygı beklentisi içine girerler. Karşılanmaları, uğurlanmaları  katı protokol kurallarına bağlanmıştır: Kurban kesmeler, konvoylarla karşılamalar, selamlarken yapılan jestler, söylediklerine verilen cevaplar, liderin sadece kendisine değil ailesine de sunulan abartılı iltifatlar hep bu aşırı saygı beklentisini tatmin etmek içindir.

Birçok lider saygıyı hak etmek için herhangi bir çaba sarf etmesi gerektiğine bile inanmaz; onlara göre liderlik koltuğuna oturmuş herkese saygı göstermek bir zorunluluktur. Sadece bizde değil, birçok Doğulu toplumda saygı, itaat etmeyi, biat etmeyi de beraberinde getirir. Lidere karşı gelmemek, onu pohpohlamak, her dediğini kabul etmek, ona “saygılı olmanın” göstergeleridir.

Oysa gerçek saygı, insanın değer verdiği, sevdiği kişiye -yaşı, konumu, sosyal durumu ne olursa olsun- duyduğu saygıdır. Bu saygının içinde korku yoktur, samimiyet vardır.

Southwest Havayolları’nın onursal başkanlığını yapmış olan Colleen BarrettKen Blanchard’la birlikte yazdıkları kitapta, Southwest Havayollarında sevgi üzerine inşa ettikleri liderliği anlatırken, her liderin yapması gereken iki şeyden bahseder. İlk olarak, her liderin organizasyonuna “vizyon ve yön” vermesi gerekir. İkinci olarak, organizasyonda herkes nereye gidildiği konusunda hemfikir olduktan sonra, artık yapılacak işlere liderlik etmek gerekir ki bu noktada Colleen Baret, kurumsal piramidi ters çevirmemiz gerektiğini söyler. Hiyerarşiyi tepetaklak etmek de “hizmetkâr liderliği” (servant leadership) ortaya çıkarır

1970 yılında Robert K. Greenleaf tarafından ortaya atılan “hizmetkâr liderlik”, alışageldiğimiz liderliğin tam tersi, takipçilerin değil de liderin ”hizmet ettiği” bir liderlik modelidir. Bu anlayışa göre lider, “Süpermen” gibi her sorunu çözen değil, herkesin kendi içindeki en iyiyi ortaya koymasını ve başarmasını amaçlayan bir hizmetkâr, bir destekleyicidir. Kökleri Hermann Hesse’nin “Doğuya Yolculuk” isimli hikâyesine dayanan bu liderlik yaklaşımı, Doğuya özgü “hizmetkârlık” anlayışını, Batıya özgü “liderlik” anlayışıyla birleştirip içinde sevgi, maneviyat ve hoşgörü barındıran bir liderlik anlayışıdır.

Hizmetkâr liderlik, güçle değil sevgiyle yapılan bir liderliktir. Bu anlayışı Southwest Havayolları’nda uzun yıllar başarıyla uygulayan Colleen Barrett, bir iş yerinin, pekâlâ arkadaş veya aile ortamının büyük ölçekli bir türü gibi olabileceğini söylüyor. Nasıl arkadaşlıklarda ve ailede sevgi esassa, iş ortamında da sevgiyi esas alabiliriz. Sevgiyi odağa koyup –insanları performans beklediğimiz bir makine gibi görmeyi bırakıp onları sevgiyle desteklediğimizde- herkesin katkıda bulunduğu ve elini gönüllü olarak taşın altına koyduğu bir işbirliği ortamı yaratmak ve olağanüstü sonuçlara ulaşmak mümkün olabilir. Tıpkı Southwest Havayolları’nda elde edilen sonuçlar gibi.

Colleen Barrett “nasıl bir ailede anne çocuklarını kendilerine has özellikleriyle sever ve desteklerse lider de çalışanları böyle duygularla desteklediğinde, iyiliğe ve başarıya ulaşılacağını” söylüyor.  Bu anlayışta herkesin, yaptığı hatalarda bile, hiç çekinmeden lidere sığınacak kadar ona güvenmesi; liderin de herkesin ruhsal durumuyla yakından ilgilenip onlara her durumda destek vermesi başarıyı getiren ana faktördür. Hizmetkâr lider, yönetim anlayışının odağına sevgi, bağlılık, güven, sadakat gibi insani duyguları koyarak çalışanlarına hizmet eden; alçakgönüllülüğü ile onların başarılı olmalarını destekleyen, katılımcı bir şekilde karar alan ve insanları harekete geçiren kişidir.

Gerçekten de vasat insanlar bile eğer yaptıkları işe gönülden inanırlarsa ellerinden gelenin fazlasını yaparak “mucizeler” yaratabilirler. İnsanların sevgiden şımaracaklarını düşünmek yersizdir. Aksine sevgi, şımarıklık değil saygı uyandırır. Her insanın içgüdüsel olarak anlayacağı en güçlü dil, sevgi dilidir ve samimi, gerçek sevgiden herkes anlar. Ayrıca sevgiyle liderlik yapmak, sevgiyi kötüye kullananları hoş görmek anlamına da gelmez.

Bu zamanın ruhu liderlerin görevlerine ve davalarına sevgiyle yaklaşmalarını gerekli kılıyor. Kötü liderler verdikleri ücret karşılığı insanların sadece iş güçlerini satın alırlar; saldıkları korkuyla göstermelik bir saygı görürler. Oysa fark yaratmak için insanların gönüllerini, katkı ve yaratıcılıklarını almak gerekir. Bu da insanların liderlerine ve işlerine içten gelen bir sevgi duymalarıyla mümkündür.

Başta Amerikan ordusunda aldığı görevler ve sergilediği liderlikle tanınan ama ardından okullar ve eğitim sistemi üzerine geliştirdiği tekniklerle büyük etki yapan General John Stanford’un da dediği gibi  “Başarının sırrı yüreği sevgi dolu olmaktır. Yüreğinin sevgi dolu olması lidere, diğer kişilerin iç dünyalarını görme ve onları ateşleme, başarmaya teşvik etme ve onlarda heyecan yaratma gücünü verir. Yüreğinde sevgi olmayan bir kişi bunları asla yapamaz. Hayatta sevgiden daha heyecan verici ve daha olumlu hiçbir duygu yoktur.

Temel Aksoy

Kaynak: http://www.temelaksoy.com/yazilar/yonetim-ve-liderlik/Hizmetkar-Liderler.aspx?utm_source=e_bulten_campaign&utm_medium=e-posta&utm_campaign=Hizmetkar-Liderler

CEVAP VER