Japonya’ya Yolculuk – 13-26 Eylül 2017 – Bölüm 1

0
213

Son Japonya Yolculuğum 13-26 Eylül tarihleri arasında gerçekleşti. Bel ve kalçalarımdaki ortopedik sorunlarım dolayısıyla yorucu ve ağrılı geçmesine rağmen son derece doyurucu deneyim ve bilgilerle dönmeme vesile oldu.

Japonya’ya yolculuğumun birince amacı, Yalın Global Ağın www.leanglobal.org bütün yalın enstitülerden ikişer kişinin katılımı için düzenlenen programa iştirak idi. Türkiye Yalın enstitüsü olarak bu ziyaret programın oluşturulmasında aktif olarak görev alık. Arkadaşım Cevdet Özdoğan ile birlikte programa katıldık. Ben program tarihinden 3 gün önce yola çıktım. Amacım bizim müşterek programımız dışında özel olarak ilgi duyduğum Kyoto’da iki gün geçirmek idi. Ayrıca Tokyo’da da üç gün fazla kalıp özel bazı temaslar yaptım ve Tokyo’yu biraz daha tanımaya gayret ettim. Bu yazımda genel olarak Japonya’ya olan bakışımı aksettirmek, müşterek programımız dışındaki genel Japonya konularına temas etmek arzusundayım. Bu ilk bölümü de birkaç alt bölümde nakletmeye çalışacağım.

Japonya’ya ilk gittiğim 1998 yılından bu yana Japonya’yı kendime çok yakın bulurum. Japonya’yı ve Japonları anlamaya uzun zamandır gayret gösteririm. Elime geçen kitabı okur, Japon Devlet kanalı NHK’yi hemen her akşam evde izlemeye çalışırım. Hiçbir reklamın ve gürültülü programın yer almadığı devlet televizyonu tam bir eğitim ve öğrenim vasıtası, teknolojik gelişmeler, buluşlar, toplum, kültür, sanat, tarih ve profesyonellik ile ilgili programları dikkatle izlerim. NHK beni dinlendirir.

Japonya’ya olan ilgim 1960’lı yıllara dayanır. Bu dönemde elime “The Political Modernization of Japan and Turkey” kitabı geçmişti. Bu kitap Hristiyan-Judaist-Roma geleneği dışında bulunan ve yaklaşık aynı tarihlerde Batı’nın dayatması ile modernleşme çabasına giren iki ülkenin günümüzde eriştikleri durumu mukayeseli olarak araştıran ve bulgular ortaya koyan önemli bir Amerikan Üniversitesi araştırmasına dayanıyor. Kitabı, o günlerdeki İngilizcem ile okumaya gayret ettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Bu önemli mukayese hala aklımı ciddi bir şekilde kurcalamaya devam ediyor. Hem tarih ve politika gibi konuları entellüktüel yönü ile hem de Yalın Düşünce ve Toyota Üretim Sistemi, dolayısıyle Japon pratiği ile birebir profosyonelce uğraşan bir kişi olarak Japonya’yı, Japon düşünce tarzını, temel değerlerini, dünyayı algılama biçimlerini, ortaya koydukları toplumsal sonuçları, ürünlerini, çıktılarını, anlamaya, öğrenmeye önem veriyorum. Bu konulara imkân buldukça yoğunlaşıyorum. Kitaplar alıyor, okuyor, mekânları geziyor, tarihlerini, sosyal ve iş yapış tarzlarını birebir görmeyi değerli buluyorum. Bu yolculuktan da bir sürü kitap ile geri döndüm. Kitapların önemli bir kısmı Japonya ile ilgili iken diğer bazıları Kore ile ilgili.

Japonya’nın sanayileşmesini ve dünya ile rekabetini sağlayan en önemli devlet kurumu olan MİTİ (Japon Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı) uygulamalarını ele alan bir Amerikalı yazarın kitabını dikkatle incelediğimi ve kitabı bazı bakanlık görevlileri ile de paylaştığımı belirtmek istiyorum. Japonya 1868 yılından itibaren İmparator Meiji’nin öncülüğünde 37 yıl gibi çok kısa zamanda teknik ve teknolojik gelişimini gerçekleştirmesi, geleneksel toplum özelliklerinden bütün kurum ve örgütleri ile modern ülkeler seviyesini çıkartması, 1905 yılında Çarlık Rusya Donanması’nı denizin dibine göndermesi, Çin’e, Kore’ye, Mançurya’ya yayılması, hızla askeri ve modern kapasitesini inanılmaz seviyeye çıkartması Türkiye modernleşmesine ve rekabetçiliğine yol göstermesi açısından büyük önem taşıyor.

Meiji Dönemi ve öncesindeki kritik dönemde Japon İmparatoru ve onun temsil ettiği Japonya’nın Ruhunu temsil eden Zen Budist, Shinto ve Bushido Değerlerine kimse karşı çıkmamış. Tartışma hiçbir zaman imparatoru ve temsil ettiği değerleri Cumhuriyet ve yabancı menşeili değerlerle değiştirme üzerine taşımamışlar. Japon İmparatorunu ve temsil ettiği kolektif yaşama, doğa ve insanlarla harmoni içinde yaşamaya, karşılıklı güven ve saygıyı sürdürmeye, pirinç tarımına ve onun gereği olan toplumsallığı temsil eden Japon Değerlerini muhafaza ederek ve yaşatarak Batının tekniğini, teknolojisini, mühendisliğini, eğitim sistemini, modern toplumsal yaşam kural ve sistemlerini devşirmeyi başarı ile gerçekleştirebilmişler.

İmparator Meijinin ölümü, Japonların Rusları ve Çinlileri açık bir şekilde mağlup etmeleri ile birlikte kendilerine olan öz güven yükseldi. Batılı kolonyal ülkelerin doğuyu ve doğunun kaynaklarını ele geçirip kullanmalarına Asya ülkeleri adına karşı koymak şeklindeki Japon milliyetçiliği yükseldi ve askeri güçler gittikçe siyaseti yönlendirmeye ve kendi kaynak taleplerini bizzat karşılamak için yayılmacılığını siyasetten istemeye başladılar. Mançurya, Kore ve Çin ile başlayan yayılmacılık ve askeri hegemonya siyaseti ister istemez diğer güney doğu Asya ülkelerine, Filipinlere kadar uzandı, batılı ülkelerle çatışmayı da beraberinde getirdi ve 2.dünya savaşına Almanya ile aynı eksende harekete kalkışıldı. Önü alınamayacak bir istila ve yayılmacılık siyaseti güney doğu Asya ve Filipinlere kadar uzandı ve sonunda bilinen son geldi.

Japonya İkinci Dünya Savaşı’ndan tam bir yıkım içinde mağlup olarak çıktı, bütün şehir ve kasabaları adeta yok oldu, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları atıldı binlerce insan öldü veya ağır yaralandı, Japonya’nın temsil olmak zorunda bırakılması ile Japonya Amerikalıların askeri ve fiili işgaline uğradı. İkinci dünya savaşı suçluları harp suçlusu olarak yargılandı. Kimileri idam edildi diğerleri ise uzun süreli ağır cezalara çarptırıldılar. Anayasası dahil temel kanunlarını Amerikalılar yaptılar. General Mac Artur’un akıllı işgal yönetimi ile 1946 yılından başlayarak çok kısa zamanda tekrardan toparlandı. Şehirleri ayağa kalktı.

Deming ve Juran’ı Japonya’ya 1950 yıllarında Mac Arthur getirdi. Japon Kalite mucizesini Deming ve Juran oluşturdular. Halen Japonya’da uygulanan Toplam Kalite Ödülünün adı Deming’e atıfla Deming Prize olarak isimlendirildi ve hala aynı ismi taşıyor. Daha sonra Amerikalıların desteği ile de olsa, 1980’lı yıllarda dünya ile bu sefer başka bir platformda, teknoloji, endüstri, ihracat konularında rekabet edebilir hale gelmesi biz Türkler ve Türkiye için büyük bir örnek oluşturmaktadır. MİTİ’nin özel sektörle birlikte oynadığı rolü ve iş bölümünü öğrenmek bizim için büyük önem taşımaktadır. Japonya’nın sürekli olarak ilerlemesi, ekonomisi ve teknolojisinin büyümesi 1990’lı yılların ortalarına kadar devam etti. Bu yerini uzun süreli durgunluğa bıraktı. Doksanlı yılların flaş şirketleri Sony ve Toshiba’nın büyük sıkıntılar içine girdiğine şahit oluyoruz. Sony, Sanyo ve Toshiba’nın yerini Koreli Samsung, Luckystrike, Hyndai aldılar. Bir zamanlar çok iyi olmak gelecekte de çok iyi olmak manasına gelmediğini olanlar yeniden bizlere öğretiyor.

Japon halkının önemli bir kısmı ve güney doğu Asya ülkeleri ve halkları hala Japonya’nın yakın geçmişini unutmamakta ve bütün barışçı çabalara rağmen kuşkular, endişeler hala canlı bir şekilde sürmektedir. Japon halkının büyük bir kısmı Japonya’nın askeri yönden kendini koruma ilerisinde teşkilatlanmasını ve büyümesini istememektedir. Zaman zaman Japonya’da aleyhte büyük gösteriler yapılmaktadır.

1998 yılından 2005 yılına kadar Japon JUSE Japon Bilim Adamları ve Mühendisler Birliği” ile çok sıkı ilişkilerim oldu. Bu dönem içinde Türkiye’ye birçok Japon Kalite Danışmanını konuşmacı ve eğitmen/danışman olarak getirme imkânım oldu. Panasonic Firması ve kurucusu Konusuke Matsushita ve iş ve yaşam felsefesini öğrenme, Panosonic ve Masusihta İş Felsefesi ile ilgili önemli bir kitabını Mess yayınlarından Türkçeye kazandırma imkânımız oldu. Bu Dönemde Prof. Akao ve Prof. Kondo’yu Türkiye’ye konuşma yapmak ve bilgi vermek ve eğitim için getirme imkânına kavuştum. Konda’nun İşletme Çapında Kalite Kontrol kitabını Türkçeye kazandırabildik. Akao’nun QFD ve Hoshin konusundaki ilk elden öğrettikleri bize önemli kazanımlar sağladı. Japon Kalite mucizesini yerinden öğrenme imkânım oldu. Japon Kalite Sistemini oluşturan bu dev insanlarla arkadaşlık yapmak ve onların öğretilerine katılmak benim için büyük bir kazanım oldu.

Türkiye’nin aynı kazanımı sağladığından emin değilim ve bu durum benim için büyük bir üzüntü kaynağıdır. Türkiye’de kalite ile uğraşan dönemin yetkililerini JUSE ile birebir iletişim konusundaki ısrarımı doğru değerlendirmediler. Avrupa Kalite Vakfı EFQM ile ilişkileri yeterli buldular. İsmini vermeyeceğim önemli bir yetkiliyi JUSE götürmeme rağmen hiçbir ilerleme sağlanamadı. 2005 yılından sonra JUSE ve orada tanıştığım kişilerle aramıza son ziyaretime kadar mesafe girdi. Bu arada Prof. Kondo ve Akao vefat ettiler. Son ziyaretimde JUSE Dış İlişkiler Genel Müdürü İchiro Kotsuka JUSE ve Deming Ödülünden en fazla Hindistan ve Tayland firmalarının istifade ettiğini söyledi.

Nitekim Güney Kore, Taiwan, Malezya, Singapur, Endonezya gibi ülkeler Japonya’nın bu kalkınma modelini esas alarak İhracata dayalı bir ekonomi politika izlediklerini biliyoruz.

Bu seferki yolculuğum oldukça uzun sürdü ve 3 safhadan oluştu. Birinci safha, üç günlük Nagoya ve Kyoto’yu yeniden keşfetmek için geçirdiğim süre, ikincisi ve yolculuğumun ana nedeni Yalın Global Network üyesi olan Yalın Enstitülerin topluca organize ettikleri 23 ülkeden 40 katılımcı ile gerçekleşen Toyota’yı, tedarikçilerini ziyaret ve uygulamalarını daha iyi anlama ve Yalın Düşüncenin köklerine gitmemizi mümkün kılan 17-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen programımız ve son olarak, Tokyo’da özel olarak geçirdiğim son üç gün sırasında gördüklerim, yaşadıklarım ve iş temaslarımı oluşturdu.

Yalçın İPBÜKEN

BÖLÜM 2

CEVAP VER