Konosuke Matsushita’yı Tanımak Gerekir

0
2699

Konosuke Matsushita’yı 1998-2000 yılları arasında Japonya’ya birkaç defa gidip gelişim sırasında derinlemesine tanımak, hakkında İngilizce olarak yayımlanmış, kendisi tarafından bizzat yazılmış birçok kitap ve makaleyi okuma fırsatını buldum. Osaka’daki Matsushita Elektrik’in merkezine ilk defa yaptığım VIP ziyaret sırasında ilave bilgilere ulaştım. Kendisinin kurduğu, finanse ettiği ve emekliliğinde tüm zamanını geçirdiği Kyoto’daki PHP (Peace and Happiness through Prosperity – Refah yolu ile Barış ve Mutluluk) Vakfı’nı, Yokohama’daki Matsushita Government School (Matsushita Hükümet ve Politika okulu)’u ziyaret etme ve yetkilileri ile görüşme imkânım oldu.

Konosuke Matsushita’yı en iyi Sistem Yayıncılık tarafından Türkçeleştirilmiş, John Kotter’ın yazdığı “Matsushita Liderliği” ve MESS Yayınları arasından çıkmış olan “Matsushita Felsefesi” isimli kitaplarla daha iyi tanıma imkânı bulunmaktadır. PHP Enstitüsü’nün websitesini ziyaret ederek de ilave bilgiye ulaşmak mümkündür: http://research.php.co.jp/about/english.php

Konosuke Matsushita çok büyük bir iş adamı, Japon vatanseveri ve bilge bir düşünürdü. Matsushita’nın birçok önemli özelliği mevcuttu. Okulu ilkokul üçüncü sınıftan terk etme zorunda kalmış, zorlu iş yaşamına yatılı çırak olarak bir bisiklet tamircisinin yanında ailesinden uzakta bir çocuk olarak başlamıştı. 6 kardeşinin hepsi erken yaşlarda veremden ölmüştü ve kendisi de zorlu çalışmaya gelemeyen hastalıklı bir vücuda sahipti. Nasıl oluyordu da böyle bir kişilik Japonya’nın ve dünyanın en büyük elektronik devlerinden birisi olan Panasonic, National, Victor markalarını yaratabiliyordu. Sony’nin dünyadaki en büyük rakibi olan Matsushita’nın Osaka’daki merkezini ziyaret ettiğinizde Matsushita’nın heykeli, Matsushita’nın ilk dükkanı ve evi ile karşılaşıyorsunuz. Ancak en çok şaşırtanı ise, heykeller grubunun ortasında en büyük heykelin Edison’a ait olduğunu görmenizdir. Matsushita’nın heykelinin Edison’un heykelinden daha mütevazı boyutta olması bizleri şaşırtmıştı. Matsushita’nın mütevazı karakteri heykellerin boyutuna da yansımıştı.

Aşağıdaki fotoğraflar Matsushita merkezini ziyaretimiz sırasında çekilmişti. Matsushita merkezinde unutamadığım ise, tasarımı bitmiş, pazara sunuma hazır hale getirilmiş, ama henüz ticari olarak hiç kimseye sunmadıkları ürünlerin sergilendiği 3 katlı bina idi. Binada sergilenen ürünlere yılın her gününde yeni bir ürünün eklenmesi kuralı ise unutamadığım bir hatıra idi.

MESS yöneticileriyle Matsushita Elektrik’in merkez binası önünde

7-15 Mart 2009 tarihlerinde yeniden Japonya’ya Lemi Güngördü ile birlikte gidiyoruz. Yoğun bir randevu trafiği içinde yeniden PHP Enstitüsü ve Matsushita’nın evi de bulunuyor. Bu ziyaretin hazırlıklarını yaparken PHP Enstitüsü’nün web sitesini ziyaret ettik ve Konosuke’nin Nisan 1987 yılında yazdığı makale dikkatimizi çekti. Ayşe Soydan kardeşimizin süratle tercüme ettiği makaleyi sizlerle aşağıda paylaşıyorum. 1987 yılında yazılmış ve aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen makalenin ne kadar güncel olduğunu göreceksiniz.

Eğer Yönetim, Yönetim Geliştirme ile uğraşıyorsanız, Konosuke Matsushita’yı tanımadan bu konuda çok şey bilmiş olmayacaksınız.

En iyi dileklerimle,

Yalçın İpbüken

Konosuke Matsushita: Daha İyi Bir Yarın için Bir Vizyon (1987)

Ünlü bir siyasal bilimadamı bir zamanlar, bütün gerçekçi siyasal felsefelerin insanoğlunun doğuştan vahşi olduğu görüşünden kaynaklandığını söylemişti. Machiavelli’nin The Prince (Prens)’i, pek tabii, ortalama mükemmelliğin örneğidir, fakat birçok başkaları da vardır. Platon’un “felsefeci-kral” fikri, The Republic (Cumhuriyet)’te geliştirildiği gibi, ve Konfüçyüsçü bilge kişiler tarafından oluşturulan ideal yönetim, açıkça seçkin olma, çok asgari düzeyde kendi kendini yönetmede insanların aciz olduğunu kabul eder.

Bu düşünürler çok parlak olabilirler, fakat yanılıyorlar. İnsanoğlu doğası gereği vahşi ya da aptal değildir. İnsanlar zamanla zayıflarlar ve mantıklarını izlemeyi beceremezler ve çok sıklıkla habis cezbedici unsurlar tarafından ayartılırlar. Tabii ki bu arada kalbi esasen iyi olmayan bazı kişiler ve zararlı istekleri kontrol etmek için mantık prensiplerini izleyemeyen bazı kişiler vardır.

İnsanlık tarihinin birbirini izleyen trajedilerin kronoloji gibi okunabilmesi doğrudur – savaşlar, vahşetler, zulümler, açlık ve daha fazlası. Fakat insanoğlu, aynı zamanda, hem maddesel hem de ruhsal olarak ilerlemeye ve büyümeye devam etti. Bilim ve teknoloji, yaşamımıza güvenlik ve rahatlığı getirdi ve yaratıcılıkta büyümek için bize faaliyet alanı sağladı. Asırlar boyunca büyük dinler, çok fazla sayıda insanın zihinsel huzura kavuşmasına yardım ettiler. Edebi ve sanatsal başyapıtların hayatımızda ne kadar çok olduğunu ve filozofların ve düşünürlerin kendi kendimizi anlamamıza yardım etmek için ne kadar çok şey yaptığını düşünün.

İnsanın kendi kaderinden sorumlu olduğuna ve başkalarına karşı hesap verme mecburiyeti olmadığına inanıyorum. Onun bir seçeneği var; ya aşk tanrısı ve iyilik ile beraber olabilir ya da ruhunu şeytana, kötülük tanrısına satabilir. Bir seçim huzura ve mutluluğa götürürken, diğeri bizi kaosa ve kendi kendine zarar vermeye doğru götürür. Bireysel olarak, çoğumuz, kendimizi ikisinin arasında bir yerlerde dolaşırken buluruz; benzer şekilde, bir bütün olarak insanlık yarışı, şimdi cennetle cehennem arasında bir kavşakta duruyor görünüyor.

Uygarlığımızın tarihindeki bu kritik kavşakta, insan aklının esas doğruluğuna güvenimizi yenilememiz gerekir. Kendi kendimize şu güvenceyi vermeliyiz; dünyamızın karşı karşıya olduğu problemlere çözümler bulmaya dayanmak için maddesel ve zihinsel kaynaklarımızı zorlayacak kapasiteye sahibiz. Kriz karşısında kuvvetlerimizi bir araya getirmek her zaman daha kolaydır, fakat kriz duygusunun bizi gereksiz bir kötümserlikle ezmesine izin vermemeliyiz – kötümserlik çaresizlik ve durağanlığa götürür. Gelecek için umudumuzu asla kaybetmeyelim. Halkın en sonunda insan meselelerinin gidişatını yöneteceğine, esasında iyi olduğu için, insanların dileğinin galip geleceğine ve dünyayı yeni ve daha iyi bir döneme götüreceğine inanalım.

Hüsnükuruntu yararsızdır ve barış hakkındaki basmakalıp sözler yalnızca laf kalabalığıdır. Eğer yirmibirinci yüzyılda çocuklarımıza ve torunlarımıza mutlu, barış içinde bir dünya miras bırakmak istiyorsak ihtiyacımız olan şey, ilgili iyimserlik ve müşterek akıldan kaynaklanan eylemdir. Benim kırk yıldan daha fazla bir zaman önce PHP Enstitüsü’nü kurmama yol açan işte bu inanıştı. Önümüzde çok uzun bir yolun olduğunun farkındayım, fakat aynı zamanda dünya genelinde bizim ideallerimizi paylaşan ve benzer hedeflere doğru çalışan birçok birey ve grup olduğunu da biliyorum. Yeni bir barış, mutluluk ve refah dünyası kurmak için, birlikte planlanmış bir girişim içinde bu insanlarla ellerimizi birleştirebileceğimiz günün yakında geleceğini umuyorum.

Konosuke Matsushita
(1894 – 1989)
Kurucu
PHP Research Institute, Inc. ve PHP Institute, Inc.
Nisan 1987

CEVAP VER