MIT Mezunlarına Yönelik “Daha İyi bir Dünya” Temalı Londra Toplantısı: 13 Ocak, 2017

0
446

mit-ayperi-okur

13 Ocak, 2017’de MIT’nin mezunlarına yönelik düzenlediği “A Better World”, “Daha İyi Bir Dünya” toplantısına katıldım. Küresel toplantıların bir parçası olan bu toplantıda birbirinden değerli 5 konuşmacı vardı. Konuşmalardan önce yapılan kokteylde MIT’den bir yetkili yanıma geldi ve “Daha iyi bir dünyadan ne anlıyorsunuz, şu tabelaya yazar mısınız” dedi. Ben de yukarıdaki fotoğrafta görülen mesajımı yazdım. Daha sonra bu fotoğraf çekildi ve böylelikle mezuniyetten sonra ilk kez MIT’nin arşivlerine girmiş oldum!

Aslında benim bu toplantıya katılmamdaki esas amaç, MIT Profesörlerinden Fiona Murray ile tanışmaktı. Neden? Çünkü kendisinin MIT Sloan School of Management’ın inovasyon konusunda dekan yardımcısı, MIT İnovasyon İnisiyatifi’nin eş başkanı ve Girişimçilik konusunda William Porter Profesörü olduğunu biliyordum. Yalın bakış açısı da inovasyon ve girişimciliğe çok önem verdiği için kendisiyle tanışmamım ve konuşmasını dinlememim bize çok yararlı olacağını düşünmekteydim.  Nitekim kendisiyle tanıştım, Yalın konusunda bilgili olduğunu öğrendim, ve ileride Yalın Enstitü bünyesinde kendisini konuşmacı olarak İstanbul’a davet etmemizin ne kadar iyi olacağını düşündüm. Birazdan Prof. Murray’in konuşmasının ayrıntılarına geçeceğim. Ama önce diğer 4 konuşmacı kimlerdi kısaca bir bakalım.

Toplantının açılış konuşmasını MIT rektörü L.Rafael Reif yaptı. Kendisi MIT’nin olağanüstü öğrenci ve öğretim elemanı profiliyle inovasyon ve girişimcilik, öğrenme ve öğretme açılarından dünya lideri bir üniversite olduğunu belirtti. “Daha İyi Bir Dünya” kampanyasının amacının MIT vizyonu ile insanlığın acil küresel gereksinimlerini karşılamak ve sorunlarına çözüm bulmak olduğunu da ayrıca vurguladı. Bu noktada MIT’nin en büyük buluşunun bizzat MIT’nin kendisi olduğunu söyleyen Reif, üstün yeteneklerin bir araya toplandığı okulumuzun bu amacı bir misyon olarak üstlendiğini de kaydetti.

Ramzi Y. Rishani bir başka konuşmacıydı. Kendisinin MIT’den 1987 yılında mezun olmuş, Longview Partners LLP’nin kurucusu olup halen de CEO’larından birisi olduğunu öğrendik. Caleb Harper ise MIT’den 2014 mezunu olup MIT’de Açık Tarım girişiminin direktörü ve MIT Media Lab’de ( ki bu oluşumun çok önemli çalışmaları vardır, ben oradayken takip etmeye çalışıyordum) araştırmacı bilim adamı statüsünde çalışmaktadır. Kendisi grubuyla birlikte açık kaynak (open-source) tarımsal donanım, yazılım ve veri sistemleri geliştirerek dünya gıda üretimine katkıda bulunmayı hedeflemekte, bu bağlamda “Daha İyi Bir Dünya” misyonunun tam da ortasında yer almaktadır. Sonuncu konuşmacı MIT’den 2015’te mezun olmuş ve halen Imperial College London’da biomühendislik dalında doktora öğrenimi gören Julia Sun idi. Sun, Kozlov Laboratuvarıyla işbirliği halinde nörobilime yönelik yeni nanoteknolojiler tasarlamakta, MIT’de ise diyabetik ülserlerin tedavisi için yeni stratejiler üzerine çalışmaktaydı. Şunu hemen belirteyim ki her üç konuşmacı da kendi konuları kapsamını açan konuşmalar yapmışlarsa da konuyu mutlaka “Daha İyi Bir Dünya” hedefine bağladılar. Zaten uzmanlık dalları da bunu gerektiriyordu.

FIONA MURRAY

fiona-murray

Şimdi artık Fiona Murray’in konuşmasına geçebiliriz. Aslında önce kendisini biraz ayrıntıda tanıtmak istiyorum. Çok önemli işler başarmış bir kişi Prof. Fiona Murray. Kendisi uluslararası bilimsel ve teknik inovasyon yatırımların inovatif-odaklı girişimciliğe dönüşerek iş ve bolluk yaratılması, ve bölgesel kalkınmanın sağlanması konularında bir uzman. Bu bağlamda üniversitelerin yerel girişimci ekosistemini hızlandırmaları ilgi ve araştırma alanına giriyor. Murray özellikle bilim bazlı işletmeler ve özgün bilimsel fikirlerin ticarileştirilmesi konusunda hem ders veriyor hem de uluslararası ölçeğe sahip büyük firmalardan KOBİ’lere değin pek çok işletmeye MIT’nin de bilimsel imkanlarını kullanarak bir anlamda danışmanlık yapıyor. Bu çerçevede bilim bazlı yeni kurulmuş firmalar (startups) kendisinin birlikte çalıştığı firmaların başında geliyor. Murray bilim insanlarının ve mühendislerin girişimci olarak yetiştirilmelerinin ileri teknoloji ekosistemlerin gelişmesinde önemli rol oynayacağını düşünmektedir.

Londra etkinliğinde Murray yukarıda özetlemeye çalıştığım noktalara değinmekle birlikte, esas olarak inovasyon ve girişimcilik için 3 etkenin ana rol oynadığı üzerinde durdu ve bu etkenleri irdeledi. Birincisi “dahil etme” (inclusion), ikincisi kariyer hareketliliği (career mobility) ve üçüncüsü kaynak yaratma (funding). Dahil etme ile anladığımız başta kadınlar olmak üzere ekosistemler içine mümkün olduğunca çok kişinin çekilmesidir. Burada bilimsel eğitim görmüş genç yeteneklerin de inovatif faaliyetlerde bulunmak üzere girişimci olarak ekosistem içinde yer almalarının özendirilmesi önemli bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Murray geleceği inovasyonda görmekte ve girişimciliğin inovasyon için en temel şart olduğunu vurgulamaktadır.

İkinci etken kariyer hareketliliğidir. Yerel teknolojik ve bilimsel ekosistemlerin gelişebilmesi için yatırımcıların yetenekli ve iyi eğitim görmüş elemanlara ulaşabiliyor olmaları gerekir. Bir “yetenek pazarının” oluşması ve bunun yerel kollarının da bulunması önemlidir.

Üçüncü etken kaynak yaratma. İnovatif girişimciliğin, özellikle de startupların başarılı olabilmeleri kaynaklara ulaşımlarıyla birebir orantılıdır. Murray bu noktada devlet-özel sektör ortaklığı, kar amacı gütmeyen kuruluşların inovatif girişimcilere destek çıkması, hayırsever kuruluşların bu alana çekilmesi, üniversitelerin üstleneceği başlangıç aşaması firmalara kaynak aktarmayı bu üçüncü etkenin önemli unsurları olarak görmektedir.

Sonuç olarak, MIT’nin Londra etkinliği benim açımdan Prof. Murray’i tanımak ve dinlemek fırsatı tanıyan bir yeniden bilgilenme süreci oldu. Kendisini gerçekten takdir ediyorum.

Yalın ve İnovatif Girişimcilik

Yazımı bitirmeden önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Yalın teorisyenler ve uygulamacılar, “Hepsi güzel de inovasyon ve girişimcilik başlıklarının Yalın’la ilgisi nedir, ya da bu “trend”i içselleştirmek Yalın’a ne katar?” gibi bir soru sorabilirler. Bu soruyu yanıtlamak için önce inovasyon teriminin açılımını yapmalıyız. İnovasyon, kısaca bir fikrin ya da buluşun değer yaratan ya da müşterilerin satın almak isteyecekleri bir ürün ya da hizmete dönüştürülmesi sürecidir. Bu tanımı biraz genişleterek “yepyeni” ve müşteriye değer katan ürünlerin, hizmetlerin, süreçlerin ve iş yapma modellerinin tasarlanıp, üretilmesi olarak da yorumlayabiliriz. Bir fikrin inovasyon sayılabilmesi için ekonomik bir maliyette tekrarlanabilir olması ve spesifik bir gereksinimi karşılıyor olabilmesi gereklidir.

Araştırmalarımda dünya çapında 15 uzmanın inovasyonun tanımına vedikleri yanıtlara rast geldim. Hemen hepsi inovasyonu bir fikri müşteriye değer katan bir çözüme dönüştürmek olarak tanımlamışlardı. Burada açıkça bu yanıtın Yalın’la nasıl çakıştığı görülüyor. Ayrıca vurgulanması gereken bir başka nokta da tanımlamaya çalıştığım inovasyon ve buna bağlı girişimcilik artık küresel pazarlarda rekabetin de temelini oluşturduğudur. İnovatif olamayan firmalar/işletmeler bu rekabette kaybolamaya mahkumdur. İşin kuralı bu! Şimdi yukarıdaki bağlamlarda bakmaya çalışırsak, Yalın hem inovasyonun özüne, yani müşteri açısından hem yepyeni bir değer sunan hem de satın alınabilir ürün ve hizmetlerin üretimine mevcut iş yapma modelleri açısından en uygun olanıdır, kısacası inovatif girişimcilik Yalın’ın özünde vardır; hem de Yalın inovatif girişimciliği bünyesine almak zorundadır çünkü aksi takdirde mevcut rekabet koşulları Yalın’ı zorlayacaktır. Nitekim LEI Amerika Başkanı John Shook ve LEI Brezilya Başkanı Jose R. Ferro Yalın ve İnovasyon başlıklı yazılar kaleme almışlardır. Kısacası herkes olayın farkındadır ve üstüne gitmektedir. Biz de LEI Türkiye olarak bu yolda hızlı adımlar atalım diyerek yazımızı noktalayalım.

Saygılarımla,

Dr. Ayperi Okur

CEVAP VER