Paradigma Felci

0
2473

Yunanca para (benzer) ve deiknunai (göstermek) kelimelerinden türetilmiş olan paradigmayı bir alandaki yazılı ve yazılı olmayan kuralların tümü, ya da daha basit biçimde, bir alandaki geçerli model olarak tanımlamak mümkün. Uzun süre yalnızca gramere yönelik teknik bir kavram olarak kullanılmış, sonra fizik bilimlerde kullanılmaya başlanmış, ancak yirminci yüzyılının ikinci yarısında Thomas Kuhn tarafından sosyal bilimlere de yayılarak bugünkü geniş çerçeveye oturtulmuş.

Paradigma değişikliği de önceleri yalnızca fizik bilimlerinde kullanılmış. Mevcut ve geçerli modeli paradigma olarak tanımladığımızda bu modeli değiştiren gelişmeleri paradigma değişikliği ya da İngilizcedeki karşılığından (paradigm shift) giderek paradigma kayması olarak tanımlamak gerekiyor. Paradigma değişikliğine en tipik örneği fizik biliminde artık yeni şeyler bulunmasının sonuna gelindiği biçiminde 1900’lerin başında oluşmuş bulunan düşünceden giderek verebiliriz. O tarihlerde Newton fiziğine dayalı paradigma fizik biliminde başka bir gelişime yer kalmamış bir durum olarak kabul ediliyordu. Bunu en açık biçimde Lord Kelvin şu sözlerle ifade etmişti: “Artık fizikte yapılacak hiçbir şey kalmamıştır. Bundan sonra yapılacaklar yalnızca ince ayar yapmaktan ibarettir.” Bu ifadeden yalnızca beş yıl sonra Albert Einstein görelilik kuramını açıklayarak fizik kuramını alt üst edince geçerli paradigma tümüyle değişti ve Lord Kelvin’in sözleri anlamını yitirdi.

Geçerli modele fazlasıyla bağlılık yeni bir modeli kabul edip ona geçmeye engel oluşturabilir. Yani bir anlamda düşünce felci, dolayısıyla yeni bir durumu düşünememe sonucunu yaratabilir. Buna da paradigma felci deniyor. Bunun tipik örneklerinden birisi fizik biliminden, evrenin merkezi üzerine tartışmalardan verilebilir. Kopernik’e gelene kadar evrenin merkezinin dünya olduğu biçimindeki Aristoteles kuramı geçerliydi. Bütün fizik ve uzay anlayışı bu anlayışa dayandığı için geçerli paradigmanın temelinde bu kabul yatıyordu. Hatta bu kabul dinsel bir geçerlilik kazanmıştı. Kopernik evrenin merkezinin güneş olduğunu öne sürdüğünde eski paradigmayı savunanlar bu anlayışa karşı çıktılar. Zaman içinde eskiyi savunanların varlığı azaldı ve paradigma değişikliğiyle Kopernik düşüncesi yeni paradigmanın temeline oturdu.

Sonra bu görüşün de doğru olmadığı ve evrenin merkezi diye bir kavramın tartışmalı olduğu yaklaşımı geçerlilik kazandı. Buna karşın bugün hala çeşitli nedenlerle dünyanın evrenin merkezi olduğuna inananlar var. Bu kişiler paradigma değişimine ayak uyduramadıkları için düşünce sistemini ileri götüremiyorlar. Bu saplantı da yukarıda değindiğimiz paradigma felcini oluşturuyor.

Buraya kadar anlattıklarımı özetleyeyim. Paradigma, mevcut durumda bir alan için geçerli olan kural ve yaklaşımların tamamını ifade eden model. Eğer bu kural ve yaklaşımlarda temelli bir değişiklik ortaya çıkmışsa buna paradigma değişikliği ya da paradigma kayması adı veriliyor.

Böyle bir değişimin ortaya çıkmasına karşın eski modeli korumaya yönelik tavır içinde olanların durumuna da paradigma felci deniyor.

Türkiye açısından 2000’lere gelinceye kadar dış politika alanındaki paradigma ABD ve Avrupa’ya yönelik bir yaklaşım izlemekti. Ortadoğu bu politikanın kabul ettiği bir alan değildi. 1990’lardan itibaren Orta Asya bu modele eklenmeye başladı.

Türk dış politikasında asıl paradigma değişikliği 2000’lerden itibaren oluştu ve Türkiye,  ABD’nin teşvikiyle Ortadoğu ağırlıklı bir bölgesel liderliğe soyundu.

Değişiklikten yana olanlar eski modeli savunanların paradigma felcine yakalanmış olduğunu söylüyorlar. Eski modeli savunanlar ise böyle bir paradigma değişikliğinin sistemi felce götürebileceği uyarısını yapıyorlar. Kimin haklı olduğunu şıp diye söylemek kolay değil ama tarihin ilginç bir kesitine tanıklık ettiğimiz kesin.

Mağfi Eğilmez
04.02.2010

CEVAP VER