Şenol Şankaya ve Yalın

0
1404

2002 yılıydı…

Yalçın İpbüken, İstanbul’da 1997’de merkezi Amerika’da kurulan Yalın Enstitü’nün ülkemizdeki  ayağı olan Yalın Enstitü Derneği’ni kurmuş, ben de üyesi olmuştum. Yalçın Ağabey yoğun biçimde Yalın Felsefe, Yalın Düşünce’yi anlatıyordu…

Bu konuyu ülkemiz basınında  ilk kez bu köşede duyurmuştum…

Özetle Yalın;  siparişten, tahsilata kadar geçen süreçte, müşterinin talebine katma değer yaratmayan alan, iş yapış süresi, maliyet, kişi sayısı, kullanılan araç ve gereç v.d’leri israf kabul edilip, süreç dışına taşınıyordu…

Böylece başta karlılık artıyor, sipariş teslim süresi kısalıyor, fabrikalarda boş alanlar ortaya çıkıyor, maliyet azalıyor, verimlilik sürekli iyileşiyordu…

Bunları öğrenmeye başladıktan sonra Yalçın İpbüken’i BTSO Başkanı Celal Sönmez ile buluşturdum. Böylece Yalın Enstitü’nün ülkemizdeki ilk resmi organizasyonu gerçekleşti ve

Prof.Ferro’nun davetli olduğu ilk Yalın anlatım toplantısı BTSO’da 350 kişinin katılımı ile 2002’yılında gerçekleşti. 2003’te de yine BTSO’da ilk Yalın Zirve’yi 850 kişilik katılımla gerçekleştirdik…

Bu yalın etkinliklerinin duyurumu için ve Yalının tanıtımı için Yalçın İpbüken’le beraber çeşitli sanayi kuruluşlarına ziyaretler yapıyorduk.  Orhan Holding’de Murat Orhan ve Ayşegül Donat ile, Coşkunöz’de o zaman Beltan’ın başında olan Halil Akgül, Ermetal’de Fahrettin Gülener ile buluşmuş ve onlara Yalın’ı anlatmıştık…

ŞANKAYA VE YALIN
Bu ziyaretlerden birini de Şenol Şankaya’ya 2002’de yapmış ve Ferro’nun toplantısına davet edip, Yalını anlatmıştık. Şankaya o gün için konuya sıcak bakmamış, gözlerinden “biz çok farklı yerlerdeyiz, siz ne anlatıyorsunuz ki” gibi bir algı edinmiştim…

Bu olaydan birkaç yıl sonra Nike’ın Vietnam’daki bir uluslar arası toplantısında “Nike’ın ayakkabı üretiminde uyguladığı Yalın model” herkese anlatılmıştı…

İşte, o andan sonra Şenol Şankaya’nın Yalın Üretime ve Yalın Düşünceye bakışı değişti ve Yalın Enstitü ile uzun yıllar süren sağlıklı bir çalışma başlatıldı…

2005 yılında Şenol Şankaya’yı 2. Yalın Zirve’de İstanbul’da Yeşim’deki Yalın uygulamaları anlatırken izledim. Kısa süreçteki kazanımları büyük bir heyecanla anlatmış ve adeta Yalın’ın bir gönüllüsü olmuştu…

BTSO’nun Ekonomiye Değer Katanlar 2010 toplantısı öncesi SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz ve Tarık Tezel ile sohbet ediyorduk. Yalınla ilgili konuşurken, Şenol Şankaya bizlere katıldı…

Ben sonra sözü ona bıraktım. O  önce Yalın’dan kurumsal kazanımlarını paylaştı sonra da Yalın’ı özel yaşantısında da nasıl içselleştirdiği ile ilgili iki örnek verdi. Sizlerle paylaşmak istiyorum…

Şenol Şankaya önce Ayvalık Balıkçısı Ahmet’e uzandı. Orada kafasına takılan konuyu şöyle özetledi:
“Balık siparişleri verdik. Balıklar bir tepsi içinde, tabaklar yanında geldi. Masada tek tek tabaklara kondu ve servis yapıldı. Orada herkese dağıtılana kadar yemeğe başlamıyorsun. Beklerken balık soğumaya başlıyor. Şu tava veya ızgaradan çıktıktan sonra doğrudan tabaklara konulup gelse daha yalın olmaz mı?”

Şankaya bir de yurtdışı seyahatlerinden örnek verdi:
“Eskiden yurtdışına çıktığımda her gün için bir elbise alırdım. O elbiseyi giydikten sonra askıya ve dolaba asardım. Artık öyle yapmıyorum. Elbiseyi çıkardıktan sonra doğrudan bavula yerleştiriyorum. Bu da bana sonrası için zaman kazandırıyor. Yalın yaşamayı yaşantıma olabildiğince monte etmeye başladım.”

Evet,  israfın had safhada ve her alanda olduğu ülkemizde üreten ve ihraç eden için Yalın üretim modeli, Yalın yönetim modeli büyük önem taşıyor…

Ülkemizin ne kaybedecek zamanı, ne kaybedecek parası, ne de kaybedecek müşterisi var…

Dr. Murat Kuter

CEVAP VER