Siyasette ve Kamu Yönetiminde Yalın Düşünce

0
1463

Geçmişte, bundan 10-12 yıl önce, Türkiye’de Toplam Kalite çalışmaları yeni yeni başlarken, henüz “Yalın Düşünce”, “Yalın Yönetim” kavramlarından hiç söz edilmez iken, Türk Otomotiv Sanayiinde bir büyük kuruluşta Toplam Kalite Koordinatörü olarak adlandırılabilecek bir görevde bulunuyordum.

O zaman Sanayide Toplam Kalite çalışmalarının içinde ve sürükleyicisi olarak çalışan bir mühendistim. Bugün ise 20 ve 21. dönemlerde, TBMM’nde 2 dönemdir görev yapan, aynı zamanda “Yalın Enstitü Derneği” üyesi olan bir parlamenterim.

O gün Türk Sanayi Sektörü için çok uzak hedefler olarak düşündüğümüz bazı Toplam Kalite uygulamalarının bugün daha da ötesine geçilmiş olmasını ve Türk insanının bu alanda da başarılı olduğunu görmekten büyük mutluluk duyduğumu özellikle vurgulamak isterim.

Yalın Düşünce Kavramı ile ilk defa 1992 yılında, orijinal adı ile “The Machine That Changed The World”, Türkçe adı ile “Dünyayı Değiştiren Makine” kitabının özet çevirisini yaparken karşılaşmıştım.

Daha sonra 1993 yılında “Toyota Üretim Sistemi” kitabının özet çevirisini yaparken yine “Yalın Üretim”, “Yalın Yönetim” kavramları ile karşı karşıya gelmiştim. Bu kavramlar beni oldukça etkilemişti.

1992 yılında yaptığım “Dünyayı Değiştiren Makine” kitabının özet çevirisini şu cümle ile bitirmiştim;

“Bugün 21. yüzyıla girilirken dünya genelinde yığın ve emek yoğun üretim sistemlerinin tamamen ortadan kalkacağına ve Yalın üretim sistemi ile 21. yüzyılda çok değişik ve daha iyi bir dünya oluşturulacağına inanılmaktadır”.

Ne mutlu ki bugün bu süreci yaşıyoruz. “Toplam Kalite”, “Yalın Düşünce”, “Yalın Üretim” kavramları Dünyayı olduğu gibi ülkemizi de olumlu yönde değiştirmektedir.

Bugün Yalın Enstitü Derneği’nin başkanı olan Sn. Yalçın İpbüken, o zaman Koç Holding’ de personel koordinatörü idi ve Holdingin 2000’li yıllar için hazırlamakta olduğu yenileşme çalışmalarını yürütüyordu.

Kendisi ile sık sık görüşür, uygulamadaki zorluklar üzerinde tartışırdık. Genellikle ben daha radikal söylemlerde bulunurdum ama ortak kanımız konuştuklarımızın gerçekleşmesinin oldukça zor hedefler olduğu yönünde idi.

Bugün dönüp de geriye baktığımda, geçen 10 yıl süresince Türkiye’nin, özellikle Türk Özel Sektörünün, Üniversitelerimizin ve sivil kuruluşların bu alanda çok önemli bir gelişme süreci içinde olduklarını ve belirgin bir değişim gösterdiklerini söyleyebilirim.

Ama Siyaseti ve özellikle Kamu Sektörünü 1995 yılında milletvekili olduktan sonra tanımış bir kişi olarak, “Toplam Kalite”, “Yalın Düşünce” gibi kavramların henüz Türk Siyaseti ve Kamu Yönetimi için oldukça uzak kavramlar olduğunu gördüğümde ise büyük üzüntü duydum.

Dolayısı ile bu konuda geçmiş bilgi ve tecrübelerimden yararlanarak, milletvekili olduktan ve artık belli ölçüde de kamu yönetimini ve siyaseti tanıdıktan sonra, Türk Siyaseti ve Kamu Yönetiminin bu anlamdaki sorunlarını ve makro seviyede belli çözüm yollarını da ortaya koyarak bir çalışma yapmayı görev sayıyorum. İnanıyorum ki bu çalışmamda Yalın Enstitü Derneği üyesi olmam bana büyük katkı sağlayacaktır.

Bu çalışmam henüz sonuçlanmış değil ama şimdiden bu konuda söyleyebileceklerim şunlar olabilir;

Günümüzde değişen ve gelişen dünya koşulları önümüze, “Toplam Kalite”, “Yalın Düşünce”, “Yalın Yönetim” tanımları içinde yer alan; üretkenlik, rasyonellik, verimlilik, kalite gibi yepyeni kavramlar ortaya çıkarmıştır.

Bu kavramlar son on yıldır özel sektörümüz tarafından önemli ölçüde benimsenerek uygulamaya konmuş, gerekli değişim ve dönüşüm belirli ölçüde sağlanmıştır. Ancak, özel sektörde bu alanda belirgin başarılar elde edilmiş olmasına rağmen, kamu sektöründe ve siyasette, özel sektör-kamu sektörü ilişkilerinde, bu anlamda bir değişim bugüne kadar, bir türlü gerçekleştirilememiştir.

Ülkemizde Toplam Kalite olgusu yaşamımızın her alanında genel kabul gördü, yaygınlaştı ve olabildiğince uygulanmaya çalışılıyor. Hatta Toplam Kalite uygulamaları ile ilgili çok başarılı örnekler var. Son yıllarda, Türk firmaları uluslararası Kalite ödülleri de aldılar.

Bir başka genel kabul gören konu ise, “Toplam Kalite”, “Yalın Düşünce” kavramlarının Türk siyaseti ve Kamu Yönetimi için henüz uzak kavramlar olduğu yönündedir. Bu eksiklik herkes tarafından dile getiriliyor. Bu sorun aşılmadan ülkemizde kalıcı iyileştirmeler sağlanamayacağına inanılıyor. Ancak bu yönde Siyasete ve Kamu yönetimine uygun tanımlar getirerek, sorun doğru teşhis edilerek, çözüm yolunda bir çaba henüz bir türlü tam olarak ortaya konamamıştır.

Bu anlamda sorun doğru teşhis edilemediği gibi, Özel Sektör – Kamu ilişkileri, Medya – Siyaset ilişkilerinde de TK anlayışının yerleştirilmesi gereği göz ardı edilmiştir. Kendi kurumlarında veya şirketlerinde TK felsefesini hayata geçirenlerin aynı anlayışı Kamu ile, Siyaset ile ilişkilerinde hayata geçirmelerinde yaşanılan zorluklar, isteksizlikler bu anlamda ülkemizin yaşadığı sorunların en önemlilerinden biridir.

Bir başka sorun; Türkiye’de kuralların ve ilkelerin gereği gibi uygulanamaması hususudur. Ülkemizde hatır ve gönül işleri sık sık ön plana çıkmakta. Kişiler, genellikle, sorunlarının çözülebilmesi için, mutlaka tanıdıklarına, yakınlarına başvurmakta, rica etmekte, baskı yapmaktadırlar.

Çoğunluğumuz, kendi işlerinin öncelikle ele alınmasını istiyor. İşe adam yerleştirmeden hastaneye yatmaya, memur tayininden askerlik işlerine kadar, herkes her konuda bir iş bitirici, daha doğrusu bir torpil arıyor.

Oysa ülke yönetimi Kamu, Özel sektör, Basın, Sivil Toplum Örgütleri v.s. bir bütündür. Tüm bu unsurlar bir zincir ile birbirlerine bağlı unsurlardır. Her bir unsur, bir zincirin halkaları gibidir. Sorumluluk her bir unsurda, her bir aşamadadır. Sorumluluk tek bir aşamaya verilemeyecek kadar büyük ve önemlidir. Bu zincirin işleyişindeki bir tek aksama tüm sisteme etki etmektedir.

Ama sisteme iyileşme yönünde bir “girdi” verilecekse, bu girdi Demokrasinin gereği olarak mutlaka Siyaset mekanizması tarafından verilmek zorundadır. Dolayısıyla sistemde yönlendirmenin sorumluluğu “Siyaset” kurumundadır.

Türkiye’de herkes bir şeyler söylüyor ama söylemesi gerekenin çevresinde dolaşıp asıl söylemesi gerekeni söylemiyor. “Bunu söylersem filan siyasiyi gücendiririm…”, “şimdi falanla aramızı bozmayalım…”, “şimdi kalsın yarın bir gün işimiz düşer…” gibi yaklaşımlarla Türk siyaset mekanizmasının hastalıkları bir türlü doğru biçimde ortaya konulamıyor. Bu nedenle, siyaseti lekeleyen unsurları dile getirmek yerine siyaset kurumunu toptan karalamak tercih ediliyor.

Şu bir gerçek ki, Türkiye’de siyaset Batı Demokrasilerinde olduğu gibi yapılmıyor, yapılamıyor. Bunun olumsuzlukları da çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor. Bu olumsuzluklar nedeniyle, doğru bir irdeleme yapılmadan tüm siyasiler sorumlu tutuluyor. Kimse “bu neden böyle?” diye düşünmüyor, ya da düşünüyor söyleyemiyor. Sonuçta olumsuzlukları Türk halkının tümü çekiyor.

Belki de böyle olmasını Türk halkı istiyor. Ama bu husus hiçbir siyasetçinin mazereti olamaz, olmamalı. Türk Siyasetçisi genel olarak, halkın kendisinden beklentisini yerine getirirken, aynı zamanda “halkı yönlendirme” görevinin de olduğunu unutmuş durumdadır. (Bunun böyle olmadığı bazı Siyasi Partiler de vardır ama genel yapı bu şekildedir).

Dolayısıyla Türk Siyasetinde de artık tüm Partilerin, değişik ve daha çağdaş bir anlayış ortaya koymaları zorunluluğu kaçınılmaz hale gelmiştir. Genel olarak daha farklı bir yaklaşım gereklidir. Nedir bu farklı yaklaşım?

  • Dürüstlük ve tutarlılık,
  • Uzlaşma,
  • Ciddi devlet anlayışı.

Siyasi Partiler genelde muhalefette kaldıkları dönemlerde bu ve benzeri ilkeleri savunmakta, ancak iktidara geldiklerinde tüm söylemlerini unutarak partizanlık yapmakta, popülist politikalar uygulamaktadırlar. Hatta bazı partiler muhalefette iken bile doğruları söyleyememekte, popülizmden kurtulamamaktadırlar.

Türkiye’nin, muhalefette iken bol keseden vaatler savurmayan, iktidara gelince yapamayacağını söylemeyen, “söylemleri ile eylemleri bir”, “dürüst ve tutarlı”, “gereğinde uzlaşabilen”, “devlete ve kamu çıkarlarına sahip çıkan” siyasi partilere gereksinimi vardır.

Türkiye’de ki siyasi partilerin Genel Başkanlarının, üst yönetimlerinin çoğu, bu ilkelere inanmış olabilirler.

Ama önemli olan, siyasi partilerin, Yönetimleri, Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Örgütleri ve Üyeleri ile, bir bütün olarak bu ilkelere inanıp, gereğini iktidarda veya muhalefette sürekli olarak yerine getirme iradesine sahip olmaları ve bunu kararlılıkla uygulamaya koymalarıdır.

Maalesef Türkiye’de siyaset, özellikle alt kademelerde, sadece hizmet anlayışı ile yapılmıyor, belli bir kesim, maddi, manevi bir şeyler bekliyor, amaçlıyor. Bazıları her dönemde işlerini yürütebilmek için, kendisi bir partiye kaydoluyor, kardeşini diğer partiye, amca oğlunu da bir diğer partiye kaydettiriyor.

Dolayısıyla hangi parti iktidarda olursa olsun kişisel taleplerini gerçekleştirme olanağı bulabiliyor. Bu tür anlayışa sahip olunduğu için de partilerdeki delegelik sistemi, üye kayıtlarından tutun da, delege seçimlerine, önseçimlere kadar her aşamada siyasetin kirlenmesine neden oluyor. Doğal olarak bu kirlenme, parti yönetimleri ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, neticede en tepeye yansıyor ve genel politik yaşantının yozlaşmasına yol açıyor.

Bu yozlaşma, liyakat gözetmeden yapılan siyasi atamalar nedeniyle, bürokrasiye de yansıyor, suiistimaller artıyor, sonuçta her tarafta yolsuzluklar oluşuyor. Türk insanının siyasete güveni azalıyor, nitelikli insanlar bu kirliliğe bulaşmamak için siyasetten uzaklaşıyorlar, siyaset sıradan insanların elinde ve yönetiminde kalıyor. Sıradan insanların elinde kalan siyaset daha da yozlaşıyor ve bir kısır döngü devam edip gidiyor.

“Dürüstlük ve Tutarlılık”, “Uzlaşma”, “Ciddi Devlet Anlayışı” ilkelerini hayata geçirmek;

  • Türk Siyasetinde yeni bir çığır açılmasına, bir anlayış değişikliği gerçekleştirilmesine, yozlaşan sistemimizin tekrar rayına oturmasına neden olacak,
  • Türkiye’nin içte ve dışta güçlenmesine, Türk insanının ekonomik ve sosyal sorunlarının çözüme kavuşturulmasında çok önemli katkılarda bulunacak,
  • Türk insanının siyasete yeniden güven duymasını sağlayacak ve nitelikli insanların tekrar siyasete ilgi duymalarını sağlayarak, o insanların siyasete atılmalarına da ön ayak olabilecektir.

Kendini yenileyen Siyaset, doğal olarak ülkesini gelişen dünya şartlarına uyum, TK anlayışının ülke geneline yayılması ve sürdürülmesi gibi hususlarda öncü rolünü de üstlenebilecek, Kamu Yönetiminde “Yalın Düşünce” anlayışını egemen kılabilecektir.

Kamu Yönetiminde “Yalın düşünce” anlayışının hareket noktası;

  • 21. yüzyılda nasıl bir Türkiye ve nasıl bir yurttaş arayışı ile,
  • her türlü israfın önüne geçildiği,
  • tamamen ana ülke hedeflerine yönelinmesini hedefleyen yönetim anlayışı olmalıdır.

Bu konuda net, bağlayıcı bir mutabakat şartı vardır. Bu konuda çeşitli ortamlarda dile getirilen bazı hususlar, bir “21.yüzyıl Türkiye Vizyonu” düşüncesi olarak ortaya konulabilir.

21. yüzyıl Türkiye’sinin;

  • tam anlamıyla laik-demokratik bir sosyal hukuk devleti,
  • çevresi ile karşılıklı güvene dayanan ilişkiler geliştirmiş,
  • düşünce özgürlüğünün yerleştiği, 21.yüzyılın tüm gereklerini yerine getiren Kopenhag demokrasi ve insan hakları kriterlerini aşmış,
  • vatandaşlarının etkili birer yurttaş olduğu,
  • dünya ile bütünleşmiş, mutlu, üreten, yaratıcı,
  • refahını, iç ve dış güvenliğini temin etmiş,
  • sosyal piyasa ekonomisini hayata geçirmiş, kayıt dışılığı büyük ölçüde ortadan kaldırmış,
  • ekonomik alanda da kalkınmış, teknoloji geliştirebilen, dijital çağa ayak uydurabilen, bir ülke olması beklentisi vardır.

Ülke yönetiminden sorumlu olan siyasiler ve üst düzey bürokratlar bu değişime sahip çıkarlarsa TK uygulamasının ülke geneline yayılmaması, “Daha iyi çalışan (işleyen) ve daha az maliyetli bir kamu yönetimi yaratmak” hedefine ulaşılmaması için hiçbir neden yoktur. Ancak;

  • Siyasilerin partizanca davranışlardan bir türlü vazgeçememeleri,
  • Yönetici ve memurların politik baskılara açık olmaları,
  • Kamu hizmeti veren bakanlıklar ve alt örgütlerinin bir anlamda yasal bir tekel konumunda olmaları nedeniyle özel sektörde var olan rekabet baskısının olmayışı, gibi nedenlerle TK felsefesinin siyasette ve kamuda hayata geçirilmesi, ilk anda, pek kolay gözükmemektedir.

Ancak bu olanaksız değildir. Siyasetin önce kendini yenileyerek başlatacağı dönüşüm hamlesine ülke olarak inanır ve destek verirsek, olanaksız gibi görünen “TK”, “YD” olgularının “kamu yönetiminde de egemen kılınması” hususunun hayata geçtiğini görebiliriz.

Yalın Enstitü Derneği üyesi bir parlamenter olarak benim, bu anlayışın Parlamentoda, Kamu Yönetiminde, Siyasette de egemen olabilmesi için çalışmak başlıca görevlerim arasındadır.

2 dönemdir, 7 yıldır elimden geldiğince ve ön plana çıkmadan bu çalışmaların içindeyim ama itiraf etmeliyim ki, yaşadığım zorluklar geçmişte yaşadıklarımın kat kat fazlası. Ancak bu zorluklar bizleri yıldırmıyor aksine kamçılıyor.

Yalın Enstitü Derneğinin kurulması ile bu alandaki çalışmaların hızlanacağına ve bu anlamda gayret gösteren tüm kesimlere büyük katkı koyacağına inanıyor, Ülkemiz Siyaset ve Kamu Yönetiminde zihniyet değişikliği gerçekleştirebilmek, “Yalın Düşünce”yi egemen kılabilmek için herkesi göreve çağırıyorum.

Ali Rahmi Beyreli
(Bursa Milletvekili)
{Eylül 2002}

CEVAP VER