Teknolojik Eko Sistem Nedir, Nasıl Çalışır, 4 Ülkeden Örnekler

0
2485

Teknolojik eko sistem yeterli teknik beceriye sahip ve genellikle “high tech” dediğimiz ileri teknoloji üreten, çoğunlukla yeni kurulmuş küçük firmalardan oluşan, bu firmaların birbirleriyle ilinti ve/veya rekabet içinde olduğu, rekabetin ve ilintinin inovasyonu ve teknolojik evrimi kamçıladığı ve sistem dışındaki ortamlardan da etkilenip bunlara karşılık veren dinamik bir topluluktur. Amerika’da San Francisco’daki Silikon Vadisi böylesi bir topluluğa en güzel örneklerden biridir. Teknolojik eko sistemde yer alan ürünler ve teknolojiler hiyerarşik bir yapı sergileyip birbirlerinden farklı roller üstlenmişlerdir. İşte bu roller sayesindedir ki sistem içinde teknolojik evrim gerçekleşebilmektedir. Bu evrimde dış çevresel etkenlerin etkisi de önemlidir. Bu etkenler  başlıca, sosyal ve devlet kaynaklı etkenler; ekonomik etkenler ve teknik etkenlerdir. Tüm bunları aşağıda daha derinine ele alacağız çünkü eğer teknolojik bir eko sistemin kendi iç dinamiği iyice anlaşılmazsa kurmayı istediğimiz yeni bir ekosistem başarılı olmayacaktır.

Bu bağlamda yazımız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca teknolojik eko sistemin nasıl çalıştığı ele alınacak, ikinci bölümde de İsrail, Kore, Malezya ve nihayet Türkiye özelinde teknolojik eko sistemler incelenecektir.

BÖLÜM 1: TEKNOLOJİK EKO SİSTEM NASIL ÇALIŞIR

Bir eko sistemde teknolojiler başlıca üç farklı rol üstlenmişlerdir: bileşenler (komponentler); ürün ve uygulamalar; ve destek ve altyapı rolleri. Bileşenle kastedilen daha karmaşık bir üst teknolojide bileşen olarak kullanılan teknolojilerdir. Örneğin, eğer PC’ler bir üst teknoloji ise, bu PC’lerde kullanılan RAM çipleri, mikroişlemciler, sabit disk sürücüleri vb. parçalar bileşen rolünü üstlenmiştir. Ürün ve uygulama rolü belli bir grup işlevi yerine getirmek ya da belli bir grup gereksinimi karşılamak için bileşenleri kullanan teknolojileri tanımlamaktadır. Bu teknolojiler birebir kullanıcı/müşteriye yöneliktir ve aynı rolü üstlenen diğer teknolojilerle de rekabet halindedir. Örneğin, bir MP3 çalar ürün ve uygulama rolünü üstlenmiştir çünkü belli bileşenlerin bir araya gelmesiyle üretilmiştir ve kullanıcıya özel bir hizmet sunmaktadır. Ayrıca MP3 çalarlar CD’ler ve uydu radyo alıcılarıyla rekabet halindedir. Bu teknolojilere “merkezsel” teknolojiler de denmektedir. Destek ve altyapı rolü ise diğer teknolojilerle birlikte, ya da diğer teknolojilere destek halinde, ya da diğer teknolojilere yan donanım olarak çalışan teknolojileri tanımlamaktadır. Örneğin yine PC örneğini verecek olursak, mouse ve yazıcılar destek ve altyapı rolünü üstlenmiş teknolojilerdir. Bunlar olmazsa, bir PC yine de tek başına çalışabilir ama olursa PC’nin işlevselliği muazzam artar. Hemen vurgulayalım: Her üç rol de teknolojik eko sistemlerin olmazsa olmazlarıdır.

Bir teknolojik eko sistemde teknolojiler aynı rolü ya da diğer iki rolü üstlenmiş teknolojileri etkileyebilirler. Örneğin, bir bileşen (komponent) teknolojisi geliştirilip, ortaya yepyeni bir versiyon çıkartıldığında, bu, ürünlerde ve destek ve altyapı teknolojilerinde de inovasyonu kamçılayabilir. Bu etki her üç rol için de geçerlidir. Örneğin, dokunmatik ekranların ve yüksek kapasiteli mikro sabit disk sürücülerinin gelişmesi akıllı telefonların ve tablet PC ürünlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yine, nihai bir ürün olan dijital fotoğraf makinalarının devreye girmesi satın alınabilir fotoğraf basma yazıcılarının gündeme gelmesine yol açmıştır. Dolayısıyla teknolojik bir eko sistem içinde yer alan firmalar teknolojik bir yatırım yaparken, ya da ürün geliştirmeye girişirken o eko sistemdeki dinamik içsel ilişkileri göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Hatta, aynı teknolojilerin birbirinden farklı eko sistemlerde bulunabilmesi dolayısıyla çeşitli eko sistemler kesişebilmektedirler de. Yatırım kararlarında bu kesişmeler de göz önünde bulundurulmalıdır.

Teknolojik eko sistemleri etkileyen dışsal/çevresel etkenleri yukarıda 3 grupta toplamıştık. Şimdi bu grupları açarsak bütün itibariyle karşımıza 9 etken çıkıyor. 1) Hükümet Politikaları, 2) Yasal Çerçeve ve Altyapı, 3) Finansörler, 4) Kültür, 5) Mentorlar, Danışmanlar ve Destek Sistemleri, 6) Katalizör Olarak Üniversiteler, 7) Eğitim Sistemi, 8) İnsan Sermayesi ve İşGücü ve 9) Yerel ve Küresel Pazarlar. Bu etkenleri burada tek tek ele almayacağız, aşağıda ülke örneklerini incelerken gündeme getireceğiz.

BÖLÜM II. ÜLKE ÖRNEKLERİ

I: İSRAİL

İsrail genç nüfusa sahip yeni bir ülkedir. Kuruluş yılı 1948’dir. Bu ülke her yıl sayıları artan ve risk sermayesi tarafından finanse edilen küçük, yeni firmaların yeşermesiyle karakterize edilebilir. 2015 itibariyle 3500’ü ileri teknoloji grubunda faaliyet gösteren 5000 yeni kurulmuş küçük firmaya sahiptir. Hatta İsrail tüm dünyada yeni firmaların en yoğun bulunduğu ülke konumundadır. Şimdi İsrail’in bu konuma gelmesinde etkin olan etkenlere bir göz atalım:

  • Birincisi, bu ülkede İsrail’lilere özgü bir girişimci ruhu görüyoruz. Bu ruhun temelinde her yıl İsrail’e akın eden ve ülkede barınabilmek için hızla yeni ve akıllı fikirler, yeni yöntemler geliştirmek zorunda olan eğitimli gençlerin rolü büyüktür.
  • Ayrıca bu ülkede çocuklar disiplin ve geleneksellik yerine özgürce düşünebilme doğrultusunda eğitilmektedir.
  • Bir üçüncü etken ülkedeki güçlü “toplum” olma, dayanışma ve işbirliği bilincidir.
  • Dördüncü olarak bu ülkede kadın-erkek herkesin katılması zorunlu olan askerlik hizmeti sırasında yeni teknolojileri öğrenme ve geliştirmenin bu hizmetin vazgeçilmez bir parçası olmasıdır.
  • Ayrıca İsrail zor koşullarda kurulduğu için İsrailliler daha azla daha fazlasını üretmek (ki Yalın’ın da önemli bir özelliğidir) ve inove etmek bu ülkenin kuruluşundan beri var olan özelliklerdendir.
  • Yine ülkeye her yıl göçen genç nüfus kolay risk üstlenme durumundadır, başka da şansı yoktur.
  • İsrail’de yeni kurulan firmalara yoğun devlet desteği olduğunu da görüyoruz. Bu hem parasal finansman hem de genç girişimcileri yatırımcılarla bir araya getirmek, ortaklıklar kurulmasında aracı olmak şeklinde görülmektedir.
  • Ve tabii, yerel yönetimleri de unutmamak gerekir. Özellikle Tel Aviv belediyesi bu kenti girişimciler için ümit veren bir kent haline getirmek için olağanüstü çaba göstermektedir.
  • Son olarak, İsrail’de ileri teknoloji alanında faaliyet gösteren uluslararası firmalar özellikle AR-GE bölümlerini bu ülkede faaliyete sokmuşlardır. Google ve Microsoft gibi firmalar son birkaç yıldır Tel Aviv’dedir. Örneğin Google, Kampus Tel Aviv adı altında girişimcilere yönelik eğitimler vermektedir.

İsrail özelinde teknolojik eko sistemlerin rahatlıkla kurulabilmiş olmasının ardında yukarıda sıraladığımız etkenler yer alıyor. Her ülkenin kendi özel koşulları ve özellikleri var. Yine de ülkeler arasında ortak noktalar da yok değildir. Bunları diğer iki ülkeyi incelerken göreceğiz.

II: GÜNEY KORE

Güney Kore İsrail’den sonra yepyeni bir ileri teknoloji eko sistem güç merkezi olarak gündemimize düşmektedir. 2013 yılında Kore’de bir Bilim, Bilgi ve İletişim Teknolojileri ve Gelecek Planlaması Bakanlığı oluşturulmuştur. 2014’te bakanlığın bütçesi 12 milyar dolara yükseltilmiş ve bunun 2 milyar dolardan fazlası yeni kurulmuş ileri teknoloji firmalarının oluşturduğu eko sistemin gelişmesine ayrılırken risk sermayesi aktivitelerinin önündeki pek çok kısıtlamalar da elimine edilmiştir. Kore’nin bu atılımı çok akıllıca bir girişim olmuştur çünkü ülke çok küçüktür, petrol ve diğer doğal gelir kaynakları yoktur, tarımı ve sanayi kapasitesi sınırlıdır (otomotiv sanayi hariç). Kore’deki küçük firmaların oluşturduğu eko sistem daha ziyade elektronik, dijital medya ve hizmetler üzerine yoğunlaşmıştır.

Kore’de teknolojik eko sistemin ortaya çıkmasında devlet desteği yanı sıra etkin olan bir diğer etken de bu ülkedeki 1980’lerle 2000’ler arasında doğmuş genç nüfusun çok iyi yetişmiş olmaları, birbirleriyle inanılmaz iletişim içinde bulunmaları ve mutlaka çok iyi İngilizce konuşmaları, böylelikle de teknolojik eko sistem için vazgeçilmez bir altyapı oluşturmalarıdır.  Kore’de genç nüfus içinde üniversite mezunu olanların oranı %98 olup, bu oran OECD ülkeleri içinde en yüksek orandır. Kore Eğitim Bakanlığı verilerine göre Kore’liler çocuklarının üniversite eğitimleri için yılda ortalama 20 milyar dolar harcamışlar ve Hagwon denilen özel eğitim akademileri zihinsel spor merkezleri olarak eğitimde en önemli rollerden birini üstlenmişlerdir. Burada hemen Kore’de çocuklara erken yaşlardan itibaren güçlü matematik ve fen eğitiminin verilmesinin ilerisinin genç girişimcileri için çok önemli bir itici güç olduğunu belirtelim.

Güney Kore’de teknolojik eko sistem için dinamik bir altyapı da söz konusudur. Bu ülke İnternet bağlantısı açısından dünyada birinci olup, ülkenin %95’i kablosuz ulaşıma sahiptir. Kore hükümeti her eve 1 gigabit/saniyelik bağlantı sağlamaktadır—ki bu, A.B.D. deki ortalama Internet bağlantısının 200 misli daha hızlıdır. Bu dijital altyapı girişimcilerin inovasyona yönelmeleri için güçlü bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

İsrail’de gördüğümüz girişimcilik ruhu Kore için de geçerlidir. “Yenilmeyeceğim, teslim olmayacağım” anlayışı girişimcilerin en önemli özelliklerindendir. Hatta bu özellik bu ülkede yatırım sermayesinden daha önemli olarak ortaya çıkmaktadır. Girişimcilik ruhunun arkasında ülkenin ilerlemesi için kendinden feda etmenin de yer aldığını görüyoruz. Daha büyük bir vizyon için kendi rahatından fedakarlıkta bulunabilmek. Deniyor ki, İsrail’in tersine genç girişimciler Kore’ye akın etmiyor, onlar bu ülkede doğuyorlar.

III: MALEZYA

Malezya’nın teknolojik eko sistemi 1996’lara dayanmaktadır. Bu tarihte hükümet Multimedya Süper Koridor’unu oluşturmuştur. Bu oluşumun amacı dünya girişimcilerini ülkeye çekmek ve bunların Malezya’da ileri teknoloji firmaları kurmalarını teşvik için vergi muafiyeti ve yüksek hızlı internet ulaşımı altyapısı gibi hizmetler sunmaktır. Devlet pek çok yeni firmayı finanse etmiştir. 2001’de Malezya Risk Sermayesi Yönetimi kurulmuştur– ki Malezya’nın halen dahi en büyük RS firmasıdır—bu kuruluşun amacı teknolojik eko sistemi oluşturan firmaları desteklemektir. İki yıl sonra hükümet 24 Milyon dolar sermayeli Beşik Fonunu başlatmıştır, bu fonun kaynağına daha sonra 42 milyon dolar daha eklenmiştir. Günümüze kadar bu Fon 450 yeni kurulmuş ileri teknoloji firmasını finanse etmiştir. Toplamda devletin finansman desteği 2011’de 14.3 milyon dolar iken, bu destek 2015’te 360 milyon dolara yükselmiştir. Sonuç: Malezya’da her 12 firmadan 8’i ileri teknoloji firmalarıdır. Çok önemli.

Malezya’da da Kore’de olduğu gibi e-ticaret firmalarının çok yaygın olduğunu ve bunların büyük bir çoğunluğunun yeni kurulmuş genç firmalar olduğunu görüyoruz. Gerçekten de Malezya’daki e-ticaret firmalarının %87’si 1 ila 5 kişi çalıştıran küçük firmalardan oluşmaktadır. Bu ülkede toplam e-ticaret hacmi 2011’de 470 milyon dolardan, 2015’te 1.13 milyar dolara yükselmiştir

Malezya’daki teknolojik eko sistemi oluşturan firmalar arası güçlü bir dayanışma ve örgütlenme de görülüyor. Örneğin StartupMamak bunlardan birisidir ki girişimciler ve toplum önderleri bu oluşum çerçevesinde aylık toplantılar yapmaktadır; ayrıca Facebook grupları söz konusu olup, Rönesans Projesi diye bir akım ise başkent Kuala Lumpur’u İnternet temelli yeni firmalar için dünyadaki en cazip kentlerden birisi haline getirmeyi hedeflemektedir. Şunu da gözden kaçırmayalım ki Malezya’da mobil telefon yayılma hızı %140 olup, bu hız A.B.D.’den bile yüksektir. Mobil telefon kullananların yarısından fazlası akıllı telefona sahiptir. Bu durum yeni kurulan mobil telefon girişimcileri için büyük bir pazar teşkil etmektedir.

IV:TÜRKİYE

Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki teknolojik eko sistem nedir, hangi konumdadır bunu anlamak, nasıl daha da pekiştirebilirizin ipuçlarını yakalamak, incelediğimiz ülke örneklerine göre hangi düzeydeyiz bunu görebilmek olduğu için, çalışmamızın Türkiye bölümünü diğer ülke örneklerine göre çok daha uzun tutacağız çünkü bu noktada ayrıntılı bir analiz gerektiği kanısındayız. Ülkemize bu bağlamda baktığımızda, karşımıza şöylesi bir tablo çıkıyor.

Türkiye’deki yeni kurulmuş firmalardan oluşan teknolojik eko sistem oldukça genç olmasına karşın çok da umut vadeden bir yapı ve ilişkiler ağı sergilemektedir. Uzmanlara göre, Türkiye girişimciler için cazip bir pazar konumundadır. Avrupa, Ortadoğu, Rusya ve Orta Asya pazarlarının ortasında yer alan ülkemiz, genç ve—özellikle üniversite mezunlarını ele alırsak—iyi yetiştirilmiş bir işgücüne sahiptir. Nüfusun yaklaşık yarısı Internet’e bağlıdır ki bu performansıyla Avrupa’da en geniş Internet kapsamı olan ülkeler arasında beşinci konumdadır. Yabancı yatırımcı ve kuruluşlar Türkiye’deki teknolojik eko sistem için çok etkileyici yorumlarda bulunmaktadırlar. Örneğin, Türkiye’de de faaliyet gösteren Strategy and Marketing kuruluşunun Ortadoğu/Afrika bölgelerinin direktörü Peri Kadaster 2014’te yaptığı bir konuşmada İstanbul için şöyle demiştir: “Bir yıl içinde kentte teknoloji ve girişimcilik ruhunun hakim olduğu muazzam bir dönüşüme tanık oldum. Bilgi aktarma cihazları (beacon technology: Nesnelerin Interneti’nin bir başka versiyonu), Google’ın dijital gözlükleri gibi takılabilir aksesuar ve mobil ticaret birçok kez tüm dünyadan önce ilk İstanbul’da ortaya çıktı”. Kendisi yine “Türkiye’nin mobil kullanıcıları mobil alışveriş açısından dünyadaki en aktif tüketicilerin başında yer almaktadır.” yorumunu yapmıştır. Google Glass takılabilir, ses kontrollü bir Android gözlük olup kullanıcının görsel alanına istediği bilgileri getiren bir cihazdır. Kadaster’e göre her sektördeki Türk firmaları müşterileriyle iletişim içinde olmak için bu cihazı kullanmaktadırlar. Kısacası Peri Kadaster özellikle İstanbul’da gözlemlediği teknolojik eko sistemden çok etkilenmiştir. Bu çok olumlu bir puandır. Özellikle vurgulamak istedik.

Bu başlangıçtan sonra şimdi artık Türkiye’deki teknolojik eko sistemin yapısal özelliklerine ve aktörlerine göz gezdirmeye başlayabiliriz.

1: Yapısal Özellikler

a: Teknokentler

Teknolojik eko sistem denilince çalışmamızın Birinci Bölümünde ele almadığımız sistemin aktörlerini, sisteme etki eden etkenleri ve sistemin yapısını Türkiye örneğini incelerken ele almak istiyoruz. Bu bağlamda Türkiye’de teknolojik eko sistemi oluşturan firmalar yapısal anlamda ikiye ayrılmaktadır: 1) %99’u üniversiteler bünyesinde oluşturulmuş, çoğu kampüs içinde yer alan “teknokentler”de konuşlanmış firmalar ve, 2) Teknokentler içinde yer almayan bağımsız firmalar.

Türkiye bir teknokent cennetidir dersek abartmış olmayız. 2015 sonu itibariyle Türkiye’nin çeşitli illerinde yer alan 49 adet teknokent vardır ve araştırmacıların gözlemlerine göre bu teknokentler oldukça da başarılıdır. Burada bu teknokentlerin hangi illerde olduğunu özellikle belirtmek istiyoruz çünkü görülen odur ki bu yapısal oluşum Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış durumdadır. Ankara 6 farklı teknokentle listenin birinci sırasındadır, İstanbul 5 farklı teknokentle Ankara’yı takip etmekte, sonrasında İzmir ve Kocaeli 4 ve Erzurum da 2 farklı teknokentle listenin başında yer alan diğer illerimiz olarak ortaya çıkmaktadır. 1 teknokente sahip iller ise sırasıyla Antalya, Eskişehir, Bolu, Adana, Diyarbakır, Kütahya, Düzce, Kayseri, Elazığ, Gaziantep, Isparta, Kahramanmaraş, Konya, Malatya, Mersin, Denizli, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon, Edirne, Bursa ve Van’dır. 2015 sonu itibariyle teknokentlerde faaliyet gösteren firmaların sayısı 3,744’e ulaşmıştır. Bu firmaların %39’u yazılım sektöründe, %19’ı bilgisayar ve iletişim teknolojileri sektöründe, %7’si elektronik ve %5’i makina ve teçhizat imalatı alanlarında faaliyet göstermektedirler. Ayrıca medikal, enerji, kimya, gıda, savunma ve otomotiv gibi birçok sektörden firmalar teknokentlerde AR-GE faaliyetleri kapsamında yer almaktadır. Teknokentlerde tamamlanan AR-GE proje sayısı 18,318, ve halen yürütülmekte olan proje sayısı ise 8,525’tir. Teknokentlerde bulunan firmaların başta A.B.D. olmak üzere Japonya, İsrail, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelere yaptıkları teknolojik ürün ihracatı 2014 sonu itibariyle yaklaşık 2,4 milyar dolara ulaşmıştır.

Her bir teknokentin ileri vizyona dayanan amaçları ve teknoloji firmaları olduğunu görüyoruz. Örneğin Antalya teknokent bilişim ve yazılımdan imalata, uzay ve havacılıktan gıdaya pek çok bilim ve sanayi alanında faaliyetlerin gelişimini desteklemek, ülkemizdeki girişimlerin uluslararası vizyona sahip olması için çalışmak gibi amaçlarla kurulmuş olup firmalara bu doğrultuda özellikle koçluk hizmetleri sağlayan bir oluşumdur. Erzurum teknokent (asıl adı Ata Teknokenttir) bünyesinde bulunan firmaların %51.6 gibi önemli bir kısmını yazılım firmaları oluşturmaktadır. Bilkent Siberpark, Ankara, 3 binden fazla AR-GE çalışanı, 250’ye yakın teknoloji firması ve gelişmiş araştırma merkezleriyle girişimcilik konusunda ülkemizin vizyonunu genişleten önemli araştırma ve geliştirme bölgelerinden biridir. Düzce Teknopark bölgenin teknoloji üssü olarak değerlendirilmektedir. ODTÜ ve İTÜ’de kurulmuş teknokentler de ileri teknoloji ve AR-GE üsleri olarak karşımıza çıkıyor. İTÜ teknokentte Bilim Enstitüsü, Motorlu Araçlar Merkezi, Mekatronik Araştırma ve Eğitim Merkezi gibi girişimcilere hizmet veren ileri teknoloji kuruluşları da yer almakta, ayrıca biraz sonra ele alacağımız KOSGEB de bu oluşumun içinde bulunmaktadır. Keza ODTÜ teknokentte de bir KOSGEB merkezi yer almaktadır.

Kuluçka tabir edilen ve yeni girişimcilere ücret istenmeden sağlanan ofis/imalat alanları teknokentlerin en önemli özelliklerinden biridir. Örneğin Erzurum ATA Teknokent’te kuluçka programı boyunca yeni kurulan girişimlerden 6 ay boyunca kira alınmamakta, sonraki 6 ay ise %50 indirimle kira alınmaktadır. Altyapı desteği bir başka destek türü. Örneğin Internet firmaları ve diğer firmalara yönelik genişbant erişim olanağı teknokentlerin bir özelliği. Yine, özellikle girişimcilik konusunda sürekli eğitim programları teknokentlerin ayrılmaz bir parçası.

Türkiye’de şöyle bir algı var: Türkiye’de girişimciler sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de yoğunlaşmış durumdalar, ülkenin diğer bölgeleri bu açıdan çok fakir. Bu görüşe katılmıyoruz ve ülkenin dört bir yanına yayılmış teknokentlerle ileri teknolojiye dayalı girişimciliğin başta üniversiteler olmak üzere Sanayi ve Ticaret Odaları gibi kurumların da desteğiyle oldukça yaygınlaşmış olduğunu, önümüzdeki yıllarda bu açıdan daha da iyi bir konuma geleceğimizi düşünüyoruz.

b: Teknokent dışı firmalar

Evet, yukarıda teknokentler için belirttiğimiz ülke çapında yaygınlığı, teknokent dışında yer alan bağımsız teknoloji girişimcileri için söyleyemiyoruz. Bu girişimler genellikle İstanbul, İzmir ve Ankara bölgelerinde yoğunlaşmış firmalardır ve önemli bir kısmı e-ticaret üzerinde odaklanmışlardır. Örneğin Trendyol, Markafoni, Yemeksepeti, Çiçeksepeti, Hepsiburada, Avansas, Gittigidiyor gibi başarılı girişimler hep İstanbul kökenlidirler ve hepsi de e-ticaret firmalarıdır. Bunlara Internet firmaları da denmektedir. E-ticaret firmaları 2013’te toplamda % 57 büyüme kaydetmişlerdir ve toplam ciroları 12.5 milyar doları bulmuştur. Aynı yıl itibariyle Türkiye’de alışverişini e-ticaret firmaları kanalıyla yapan insan sayısı 7 milyonu aşmıştır.

E-ticaret firmalarının sayısı oldukça yüksek olduğu için bu firmalara yazılım hazırlayan bilişim sektörü girişimcilerinin sayısı da hayli kabarıktır. Kısacası, e-ticaret kendi yan kuruluşlarını da beraberinde getirmiş, ekonomiye dinamizm kazandırmıştır diyebiliriz. Bu yazılım firmalarına  örnek olarak Ideasoft’u ve akıllı telefonlar için alışveriş uygulamaları geliştiren Pozitron’u verebiliriz ki bu firmalar 2012’de DELOİTTE 500’ün Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da kurulmuş ve en hızlı büyüme gösteren ilk 500 teknoloji firmaları arasında yer almıştır. Son olarak, her ne kadar teknokent dışı yeni firmalar daha ziyade e-ticaret firmaları olsalar da, onların dışında teknoloji firmaları da tabii ki bulunmaktadır demeden geçmeyelim.

2: Yatırımcılar

Özellikle yeni girişimlerden oluşan teknolojik eko sistem bu girişimleri finansal ve diğer açılardan destekleyen yatırımcılar ve devlet desteği olmadan oluşamaz. Konumuza bu açıdan baktığımızda teknolojik eko sistemi oluşturan firmalara destek sağlayan yatırımcıların çeşitli adlar altında toplandığını görüyoruz. Bunlardan birincisi “melek yatırımcılar”. Melek yatırımcılar genelde şahsi birikimlerini teknoloji firmalarına yönlendiren ve bu firmaları gerek finansal yönden destekleyerek, gerek de kendi deneyim ve birikimlerini aktararak güçlendiren şahıslardır. Kar amacı gütmeyen kurumlar da olabilirler. Türkiye’de 2013 sonu itibariyle Hazine 154 melek yatırımcıya lisans vermiştir. Bu yatırımcıların bir kısmı yabancı kökenlidir. Örneğin Endeavor ilk olarak 1997’de Arjantin ve Şili’de kurulmuş ve 2006’da İstanbul’da da faaliyet göstermeye başlamıştır. Mobil teknoloji (Pozitron), kablosuz teknoloji (AirTies) ve Yemeksepeti ilk Endeavor’ın keşfettiği ve yatırım yaptığı firmalar arasındadır. Endeavor ayrıca düzenlediği eğitimler ve konferanslar aracılığı ile girişimcilere iş dünyasına ilişkin sayısız entelektüel kaynak sunmaktadır. Ancak Galata Business Angels, Mynet, Markapon, Gideros Mobile, Metutechban gibi güçlü yerli melek yatırımcılar da söz konusudur. Hatta Türkiye’de bir de İş Melekleri Derneği kurulmuştur.

Teknolojik eko sistemleri destekleyen bir de “girişim yatırımcıları” vardır. Girişim yatırımcıları tamamiyle kar amaçlı olup firmaları sadece finansal yönden desteklerler. Bu yatırımcılardan The Istanbul Venture Capital Initiative (IVCI), iLab, Aksoy Internet Ventures, Inovent ve 212 Capital Partners’ı yerli yatırımcılara örnek olarak verebiliriz. Ayrıca Alman kökenli Earlybird Ventures, merkezi Brüksel’de olan Hummingbird Ventures, Amerikan Kleiner Perkins Caiptal Partners  ve Intel Capital İstanbul’da ofisleri olan ve yeni kurulmuş ileri teknoloji firmalarına finansal destek sağlayan yabancı girişim yatırımcıları arasındadır. Teknolojik eko sistem yatırımcılarına bakışımızı bir girişim yatırımcısı olan 212’nin ortaklarından Dilek Dayınların 2016 itibariyle Türkiye’deki eko sistem hakkında söylediklerine kulak vererek tamamlayalım: “Türkiye’de önceleri yeni kurulan teknoloji firmalarının çoğu e-ticaret firmalarıydı; şimdi teknoloji, finans teknolojisi, Bulut bilişim sistemi/Yazılım olarak hizmet ve donanım firmaları çığ gibi yayılmış durumdalar.”

Son olarak Inventram’dan bahsetmek istiyoruz. Inventram yukarıdaki kategorilerin hiç birine tam olarak girmeyen bir firmadır. Kendilerini pazar potansiyeli olan ileri teknolojik buluşları doğru iş modelleriyle ticarileştirmek amacıyla kurulmuş bir danışmanlık firması olarak tanımlamaktadırlar. Ayrıca Inventram’ı Türkiye’de mühendislik teknolojilerine ve yüksek teknolojiye yatırım yapan tek firma olarak görmektedirler. Inventram Koç Holding bünyesinde bir firmadır. Türkiye’de üretilecek teknolojilerin yurtdışına ihraç edilmesi, üzerinde durdukları konulardan biridir. Bunların içinde otomotiv teknolojileri, enerji teknolojileri, savunma sanayii teknolojileri ve yüksek elektronik teknolojileri sayılabilir. Inventram üç farklı şekilde yatırım yapmaktadır. Birincisi, patentler şeklindedir. 2014 itibariyle 2,700 proje ve şirketten 27 patent yatırımı çıkartmışlardır. İkincisi, firma yatırımları şeklindedir. Ya kendileri sıfırdan firma kurmakta ya da mevcut yeni kurulmuş ve teknolojik anlamda potansiyel vaad eden firmalara ortak olmaktadırlar. Üçüncüsü, dış dünyada ileri teknoloji üreten KOBİ’leri Koç Grubu’nun lider şirketleriyle tanıştırıp, bu KOBİ’lere teknolojilerini satma olanağı vermek şeklindedir. Inventram’da 2014 itibariyle 14 kişi çalışmasına karşın 54 kişiden oluşan bir danışma kurulları var. Bunun 20’si uzman akademisyenlerden, 34’ü sektörel liderlerden oluşmaktadır. Bu bağlamda Inventram Türkiye’de sanayi-üniversite işbirliğini şirketleştiren ilk örnek olarak kabul edilmektedir. Inventram’ı aşağıda inceleyeceğimiz Türkiye’deki Teknoloji Transfer Ofisleri ağının mikro ölçek bir uygulaması olarak da görebiliriz.

3: Hızlandırıcılar

Hızlandırıcılar yeni kurulmuş teknoloji şirketlerine finansal yardımdan ziyade gelişmeleri için eğitici program, gerekirse atölye alanı, Internet ve yasal danışmanlık sunan kuruluşlardır. Örneğin, bunlar arasında önemli bir konuma sahip olan yerli “e-Tohum” şu şekilde çalışmaktadır: e-Tohum birkaç yüz firmayı tarar ve aralarından 40 tanesini seçip yatırımcılara sunar. Yatırımcılar bunlar arasından 15 tanesini seçip e-Tohum’un hızlandırıcı programına sokarlar. Burada eğitimden geçen firmalara yatırımcılar daha sonra finansal destek sağlar. Bir de yabancı hızlandırıcıdan bir örnek verelim: Founder Institute. Amerika’da Silikon Vadisi’nde yer alan bu kuruluş girişimcilere anlamlı ve sürdürülebilir teknoloji firmaları olabilmeleri için destek vermekte olup İstanbul’da da ofisleri mevcuttur ve bu kentteki girişimci firmalara da destek vermektedir.

Bir başka hızlandırıcı Özyeğin Üniversitesi ve Turkcell işbirliğiyle kurulan Startup Factory’dir. Bu hızlandırıcının amacı fikirlerin ve teknolojilerin ticarileşme sürecini hızlandırmaktır. Startup Factory Özyeğin Üniversitesi Altunizade kampusunda yer almaktadır. Yine MetuTech-ATOM, ODTÜ bünyesinde kurulmuş ve sadece oyun sektörüne yönelik faaliyetlerde bulunan bir hızlandırıcıdır. Bu kuruluş ODTÜ Teknokentte yer almaktadır. Embryonix, İzmir Ekonomi Üniversitesine bağlı bir kuruluş olup, ülkemizde önde gelen diğer hızlandırıcılar arasında Avea Labs, Enkuba, ARI Çekirdek (İTÜ’ye bağlı), Hayal Ey (Boğaziçi Üniversitesine bağlı), TTM (Hacettepe Üiversitesine bağlı), Viveka, BUG (Bahçeşehir Üniversitesine bağlı) ve Turkish Spark sayılabilir.

Tam anlamıyla “hızlandırıcı” olarak tanımlanamazlarsa da Türkiye’de özellikle Internet, e-ticaret ve bilgi teknolojileri firmalarına destek veren bir de dernek, vakıf gibi kuruluşlar da söz konusudur. Bu kuruluşlar başlıca e-Ticaret Siteleri ve İşletmecileri Derneği (ETİCAD), Elektronik Ticaret Hizmet Sağlayıcıları Enstitüsü (EDER), Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), Türkiye Bilişim Vakfı (TBV), Türkiye Bilişimciler Derneği (TBD), Türkiye Bilişim Sektörü Derneği (TÜBİDER), Türkiye Bilişim Dernekleri Federasyonu (TÜBİFED) ve Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD)’tan oluşmaktadır.

4: AR-GE merkezleri

Genellikle büyük firmalar bünyesinde kurulan, ama yapılan yasa değişikliğiyle yasal sınır olan 50 AR-GE personeli sayısının 30’a indirilmesiyle özellikle orta ölçekli firmaların da AR-GE merkezleri kurmaları teşvik edilmesiyle yaygınlaşan bu oluşum Türkiye’deki teknolojik eko sistemin çok önemli bir parçasıdır. 2013 itibariyle sadece büyük şehirlerde değil Anadolu’nun 28 kentinde de kurulmuş olan toplamda 98 AR-GE merkezinde 25 bin dolaylarında nitelikli personel çalışmaktadır. Bu AR-GE merkezlerinden 56’sını yabancı ya da yabancı ortaklı kuruluşlar oluşturmaktadır.. Aşağıda Türkiye’deki eko sisteme devlet desteğini ayrı bir başlık altında ele alacağız ama burada hemen Sanayi, Teknoloji ve Bilim Bakanlığı’nın 2013’te ülkedeki AR-GE merkezlerine tamamına yakını hibe olmak 1.5 milyar TL üzerinde destek verdiğini belirtelim.

AR-GE merkezlerinin amacı inovasyon faaliyetleri ile yeni nesil teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve ticarileştirilmesi yoluyla müşterilere yenilikçi çözümler sunmak, bu bağlamda üniversite-sanayi işbirliğini pekiştirmek ve özellikle KOBİ’leri yapılan çalışmaların içine çekip, geliştirilen ürünlerin üreticisi konumuna getirmektir. İleri teknoloji kullanan/üreten küçük ve orta boy girişimciliği teşvik ederek ülkedeki teknolojik eko sistemi güçlendirmektir. İşte bu anlamda AR-GE merkezleri eko sistemin olmazsa olmaz birer parçasıdır diyebiliriz.

Ülkemizde AR-GE merkezlerine ev sahipliği yapan firmalar arasında önde gelenler olarak Ericsson, Huawei, Provus, Alcatel Lucent, Türk Telekom, Turkcell, KoçSistem, Avea, Kordsa, Arçelik ve Tofaş’ı sayabiliriz. Bunlardan Türk Telekom İTÜ Arı Teknokent ve Ankara ODTÜ Teknokentte faaliyet gösteren merkezleriyle AR-GE organizasyonunda 700’ün üzerinde mühendis ve araştırmacıya sahip büyük bir oluşum olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Telekom’da araştırma geliştirme faaliyetleri başlıca kablolu/kablosuz telekom teknolojileri, teletıp, akıllı enerji sistemleri, akıllı taşıma sistemleri ağ güvenliği, mobil iletişim sistemleri, görselleştirme (visualization) ve zenginleştirilmiş gerçeklik (augmented reality) üzerine yoğunlaşmıştır.

Turkcell Teknoloji ise AR-GE kadrosunda 5 yıl içinde yüzde 854 artış gösteren en önemli merkezlerden biridir. Gebze’de bulunan TÜBİTAK – Teknoloji Serbest Bölgesi’nde yer alan merkez 2007 yılından beri faaliyet göstermekte olup 2013 itibariyle toplamda 440 mühendis çalıştırmaktadır. Merkezde yakın alan iletişimi (NFC: Near Field Communication), mobil ödeme, telemetri gibi alanlarda yeni fikirler en ileri teknolojilerle birleştirilerek geliştirilmektedir. Turkcell Teknoloji ulusal ve uluslararası AR-GE şirketleri, üniversiteler gibi teknolojik eko sistem içinde yer alan oluşumlarla iş birliği yapmakta, yeni fikirleri birlikte olgunlaştırmakta ve değere dönüştürmektedir.

Türkiye’de faaliyet gösteren en önemli AR-GE merkezlerinden biri de dünyada 17 AR-GE merkezi olan Çin kökenli Huwaei’ye aittir. Çin dışında Huwaei’nin en büyük ikinci AR-GE merkezi olan Türkiye’deki merkez 2010 yılından beri faaliyet göstermekte olup, merkeze ilk 3 yıl içinde yapılan toplam yatırım 50 milyon dolar düzeyindedir. Huwaei Türkiye AR-GE merkezi rekor sürelerde teslim edilen projelerdeki başarısı nedeniyle Huawei genel merkezi tarafından 2011 Altın Madalya Ödülü’ne layık görülmüştür.

KoçSistem ise Koç Holding bünyesine ait bir AR-GE merkezidir. 2008 yılında faaliyete geçen merkezde 2013 itibariyle 112 mühendis çalışmaktadır. Merkezin temel çalışma alanı “ Bulut Bilişim”dir. Bu bağlamda da girişimci KOBİ’lerle en yakın çalışan AR-GE merkezlerinden biri konumundadır diyebiliriz. Türkiye’nin hızla bulut bilişime ısındığı belirtilmektedir ve pahalı bilgi işlem programlarına yatırım yapma gücü olmayan KOBİ’ler için bulut bilişim dünyada olduğu gibi bizde de bu sektörün kurtarıcısı rolünü üstlenmiştir. Bu yüzdendir ki KoçSistem’in çalışmaları ülkemiz için çok önemlidir.

Gelelim Avea’ya. Avea AR-GE merkez 1700 metrekarelik alanda 210 mühendisin görev yaptığı büyük bir oluşumdur. Avea AR-GE yapılanmasının amaçları içinde teknokentlerde gördüğümüz kuluçka merkezleri de kurularak telekom sektöründeki girişimcilere destek olmak da yer almaktadır. Merkezin çalışma alanları arasında ağ teknolojileri (çekirdek ve radyo erişim), bilişim teknolojileri ve mobil hayat temalı uygulamalar (akıllı ev, akıllı kent, mobil sağlık, vb.), mobil finans ve NFC tabanlı ödeme sistemleri yer almaktadır. Avea ayrıca dünyanın önde gelen teknoloji üniversitelerinden MIT ile işbirliği başlatmış olup, bu işbirliği kapsamında önemli projelere imza atmayı hedeflemektedir.

Ericsson da üniversite yerleşkesi içinde konuşlanmış iki ve yerleşke dışında yer alan bir üçüncü AR-GE merkezine sahip önemli bir kuruluştur. İTÜ arı2 teknokenti içinde bulunan merkezlerden biri yeni yazılım araştırma ve geliştirme faaliyetleri üzerinde yoğunlaşırken, diğeri mobil platformlar için yonga (bütünleşmiş devre) tasarımı üzerinde araştırma, geliştirme faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Üçüncü merkez Ericsson’un İstanbul, Maslak yerleşkesindeki AR-GE laboratuarı olup Türkiye’deki tüm operatörlerin, akademik birimlerin ve yerel yazılım firmalarının kullanımına açık bir merkezdir. Bu laboratuar aynı zamanda Ericsson’un dünyadaki üçüncü IMS (information management system: bilgi yönetimi sistemi) Merkezini de içermektedir. Merkez yerel yazılım firmalarının ihtiyaç duyduğu teknik platformu sunduğu için girişimci yeni firmalar için önemli konumda olan merkezlerden biridir.

Provus AR-GE merkezi 2012’den bu yana faaliyet gösteren bir başka AR-GE kuruluşudur. Merkez ödeme sistemleri üzerine faaliyet göstermekte, başlıca ATM-POS-Kart işletimi, kart kişiselleştirme, ATM yazılımları, yakın alan iletişim teknolojileri kullanan ödeme uygulamaları, güvenlik gibi alanlarda projeler geliştirilmektedir. Provus merkezi Maslak’ta kurulu olup, ürün ve hizmetlerini sadece Türkiye’ye değil, yurtdışına da sunmaktadır.

Arçelik AR-GE merkezi de inovasyonun sınırlarını genişletecek şekilde erken aşama teknoloji avcılığını, kuluçka merkezi ve firma içi girişimcilik kavramlarını Türkiye’de yaygınlaştırmaya çalışan önemli kuruluşlardan bir başkasıdır. Merkez, Arçelik genelinde ve AR-GE merkezi özelinde benimsenmiş “açık inovasyon” yaklaşımıyla, yani inovasyon çalışmalarının başta müşteriler, tedarikçiler, üniversite ve araştırma kurumları olmak üzere tüm paydaşlarla birlikte gerçekleştirilmesi ilkesine bağlılığıyla Türkiye’deki teknolojik eko sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.

5: Teknoloji Transfer Ofisleri

Türkiye’de teknoloji transfer ofisleri ilk kez 2012 yılı sonunda TÜBİTAK tarafından başlatılmıştır. Üniversite-sanayi işbirliğine dayanan ve amacı üretilen bilginin teknolojiye dönüşümünün sağlanmasıyla sanayi kuruluşlarının dünya çapında rekabet gücünü artırmak olan TTO’ların sayısı 2013’te 10 iken 2014’te 25’ye çıkarılmış olup, aynı yıl hazırlık sürecinde olan 9 Ofis de TÜBİTAK tarafından desteklenme aşamasındadır. Bu kuruluşların tümü amacına uygun olarak birçok üniversite ve/veya teknokent bünyesinde faaliyet göstermektedir. Zaten teknokentlerin ezici çoğunluğu da bir üniversite yerleşkesi içindedir. 25 Ofisin içinde bulunduğu yerleşkeleri sıralamak gerekirse, bunlar Ankara Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Bilkent Üni., Çankaya Üni., Gazi Üni., Hacettepe Üni., ODTÜ, TOBB ETÜ, Uludağ Üni., Anadolu Üni., Gaziantep Üni., Boğaziçi Üni, İTÜ., İstanbul Üni., Koç Ün., Özyeğin Üni., Sabancı Üni., Şehir Üni., Yıldız Teknik Üni., Dokuz Eylül Üni., Ege Üni., İzmir İleri teknoloji Enstitüsü, Erciyes Üni., Selçuk Üni. ve Sakarya Üni. şeklindedir.

TTO’ların ardındaki itici güç Türkiye’yi dışarıdan teknoloji transfer eden ülke konumundan çıkarıp, yeni ve ileri teknoloji üreten ve hatta ihraç eden ülke konumuna getirmektir. Bu bağlamda TTO’lar bir fikrin doğuşundan ticarileşmesine kadar olan sürece destek vermektedirler. Doğabilecek fikirlerin destek bulamadığı için yok olup gitmesini önlemek, korunan fikirler arasında işe yarayabilecek olanları seçmek, bunların patent ile korunmasını sağlamak, pazara çıkabilecek vasıfta olanlara risk sermayesi gibi araçlarla destek olmak, üniversitelerdeki öğrencilerin ve öğretim elemanlarının fikirlerinin ürüne dönüşmesi sürecinde girişimcilik ve şirketleşme adımlarında yol göstermek TTO’ların işlevleri arasındadır. TTO’ları bu anlamda yukarıda “Yatırımcılar” bölümünde incelediğimiz “Inventram” firmasının ülke çapına yayılmış birer teknoloji avcısı versiyonları olduğunu söyleyebiliriz.

Devlet Desteği

Yabancı uzmanların ortak kanıları şudur ki Türkiye hükümeti ve diğer kamu kuruluşları Türkiye’nin teknolojik eko sistemi için gerekli çerçeveyi oluşturmuşlardır, yani bu konuda başarılıdırlar. Öncelikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının başı çektiğini görüyoruz. Bu bakanlık teknokentlere destek vermekte ve “Tekno-Girişimcilik Hibe Programı” çerçevesinde girişimcilere 55,000 dolarlık başlangıç sermayesi sağlamaktadır. Bakanlık verdiği destek kapsamına son yıllarda aldığı yazılım, Internet, bilgisayar oyunları ve mikroçip firmaları içinde özellikle oyun üreten firmalara oyunların uluslararası pazarda pazarlanması amacıyla firma başına en fazla 100,000 dolar olmak üzere finansal destek vermektedir.

TÜBİTAK bir diğer kuruluştur. TÜBİTAK girişimcilere, özellikle tekno-girişimcilere  hibe, sübvansiyon ve diğer teşvikleri sağlamakta, AR-GE çalışmalarını teşvik etmektedir. Bireysel Girişimcilik Artan Oranlı Finansman Programı çerçevesinde bireysel girişimciler inovatif ve AR-GE bazlı, yüksek katma değer özelliğine sahip projelerinin hayata geçirilmesinde TÜBİTAK’tan finansal destek almakta ve Program bu girişimlerin örneğinde AR-GE ve teknoloji yoğun yeni kurulmuş girişimcileri özendirmekte, destek vermektedir.

TEPAV, yani Türkiye Ekonomik Politika Araştırma Vakfı, ekonomi konularına eğilen bir düşünce kuruluşudur (think tank). A.B.D. Dışişleri Bakanlığı – Küresel Girişimcilik Programı ile birlikte çalışan TEPAV, Türk girişimcilerinin Amerikan girişimcilerle ağ oluşturmaları için gerekli ortamları hazırlamaktadır.

Türkiye’deki teknolojik eko sisteme destek veren en etkili kuruluş TTGV, yani Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’dır. TTGV bir Dünya Bankası fonu ile 1991’de kurulmuştur. O yıldan bu yana 800 firmanın yürüttüğü çoğunluğu AR-GE projesi olan toplamda 950 projeye 300 milyon dolar sağlayarak Türkiye’deki teknolojik inovasyon aktivitelerine destek vermiştir. TTGV aynı zamanda yatırımcı firmaların kurulmasına da katkıda bulunmuş, örneğin bu katkı ile kurulan İs Girişim ve TURKVEN yeni kurulmuş girişimci firmalara toplamda 3.5 milyar dolar yatırım yapmışlardır. Hatta TTGV’nin bu çalışmalarıyla Türkiye kaynaklı girişimci sermayenin temelleri de atılmıştır diyebiliriz.

Ve KOSGEB. Küçük ve Orta Ölçek Sanayileri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı KOSGEB, Girişimcileri Destekleme Programı çerçevesinde başarılı ve sürdürülebilir işletmelerin gelişmesi, girişimcilik kültürünün yaygınlaşması, istihdam düzeyinin artırılması gibi hedefler doğrultusundaki çalışmalarının yanı sıra İşletme Kuruluş Desteği çerçevesinde de işletmelere geri ödemesiz 5000 TL parasal yardım yapmaktadır. Ayrıca, makina, ekipman ve ofis donanımı için geri ödemesiz 10,000 TL ve Operasyonel Maliyetleri Desteği çerçevesinde de geri ödemesiz 12,000 TL sağlamaktadır.  Sabit Varlıklar Yatırım Desteği olarak yine firma başına geri ödemesiz 70,000 TL verilmektedir. KOSGEB’in ayrıca en az 60 saat olmak üzere girişimcilere yönelik bir eğitim ve atölye programı da mevcuttur.

KOSGEB’in girişimcilere yönelik programları/uygulamaları bunlarla da sınırlı değildir. AR-GE İnovasyon ve Sanayi Uygulamaları Destek Programı çerçevesinde teknolojik bazda yeni fikirler ve buluşlarla gelen girişimciler hem parasal, hem eğitim anlamında destek görmekte, özellikle AR-GE çalışmaları özendirilip sübvanse edilmektedir. Yeni buluşların ticarileşmesi sürecinde de KOSGEB koçluk çalışmaları yürütmektedir.

Türkiye Girişimcilik Konseyi (TGK) bir başka oluşum olarak gündemimize düşüyor. Bu kuruluşun yönetiminde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, TOBB Başkanı, TÜSİAD başkanı ve TUSKON (Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu) başkanı bulunmaktadır. Bir devlet-özel sektör girişimi olan ama daha ziyade özel sektörün çabalarının ağırlıkta olduğu TGK’nın amacı Türkiye’de girişimciliği desteklemek ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır.

5: Eğitim

Türkiye’deki çoğu üniversite şu veya bu şekilde girişimciliğe yer vermiş durumdadır, bunda da bu üniversitelerden çok sayıda mühendisin her yıl mezun olmasının önemli payı vardır. Ayrıca başta İTÜ ve ODTÜ’deki ve sonra diğer teknokentlere devlet desteğinin akması inovasyon ve teknoloji odaklı girişimcilerin yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Özel üniversitelerin bu konuda daha da ileriye gittiğini görüyoruz. Örneğin Özyeğin Üniversitesi 2015 sonbaharında ülkedeki ilk girişimcilik master programını devreye sokmuştur. Bilkent ve Sabancı üniversitelerinde de girişimcilik dersleri en rağbet gören dersler arasındadır.

III. SONUÇ

Teknolojik eko sistemlerin kendi iç dinamiklerini ve yapılarını göz önünde bulundurmak yeni kurulacak eko sistemlerin başarısı için çok önemlidir. Bunun yanı sıra Türkiye dışı ülke örneklerinden alınacak dersler de vardır. Yukarıda incelediğimiz üç ülke örneği teknolojik eko sistemlerin başarısında devlet desteğinin, iyi eğitilmiş girişimci genç nüfusun, girişimcilik ruhunun pekiştirilmesinin ve İnternet dahil dijital alt yapının hızlandırılmasının eko sistemlerin başarısında en önde gelen etkenler olduğunu gösteriyor. Sonuçta, eğitim düzeyinin ilerletilmesinin olmazsa olmaz ön koşul olduğunu söyleyebiliyoruz. Her şeyden önce eğitim.

Bu bağlamda, Türkiye’nin teknolojik eko sistemine baktığımızda, teknokentleriyle, teknokent dışı girişimcileriyle, yerli yabancı yatırımcılarıyla, hızlandırıcıları, Ar-Ge merkezleri , TTO’ları ve devlet desteğiyle oldukça girift ve başarılı bir yapılanma sergilendiğini söyleyebiliriz. Ülkemizle bu bağlamda gurur duymalıyız. Ülkemizde teknolojik eko sistem için gerekli ve güçlü bir çerçeve vardır ve her geçen gün bu çerçeveye dahil olan firma sayısı artmaktadır. Ancak, ülkemiz teknolojik eko sisteminde yer alan firmalara sorulduğunda halen dahi finansmana erişim konusunda sıkıntı yaşadıklarını öğreniyoruz. Bunu aşmalıyız. Bizce burada esas olarak devlete görev düşmektedir. Bu kadar parlak firmalardan oluşan, gelişmiş ülkelere çok önemli boyutlarda ihracat yapan firmaların meydana getirdiği eko sistemimize devlet mutlaka daha büyük boyutlarda finansal kaynak sağlamalıdır kanısındayız. En büyük eksikliğimiz buradadır ve Türkiye teknolojik eko sistemi bunu hak etmektedir.

Saygılarımızla,

CEVAP VER