Uluslararası Boyutta Liderlik

0
869

“Yaşam İçinde Kalite” yazılarımın üçüncüsünde “Uluslararası boyutta liderlik” ve “Uluslararası boyutta mücadele ve hareket etme” ihtiyacı üzerinde duracağım.

Türkiye içinde başarı yerine “uluslararası arenada etkili olmak” üzerinde düşünmeye ve hareket etmeye başladığımız andan itibaren olaylara bakışımız ve ihtiyaçlarımız da değişiyor.

Türkiye’de toplam kalite ile karşılaştığımız ilk yıllar, Türkiye’de faaliyet gösteren tüm kuruluşlar için altın yıllardı. Türkiye içinde talep patlamış, müzakereler sürmekle beraber Avrupa Gümrük Birliği’ne henüz girilmemişti. Ufukta fırsat ve bilhassa tehditler gözükmüştü. Ancak tehdidin boyutları, şekli, mahiyeti hep soyutta kalıyordu.

Türkiye’nin en iyi üniversitelerinin Mühendislik bölümlerini bitiren en iyi öğrencilerin hemen hepsi mühendislik yapmak yerine MBA, Pazarlama veya Finans Master’ı yaparak ilk tercihleri olarak finansı, pazarlamayı, satmayı yani sanal hayat yolunu kariyer ve hayat yolu olarak tercih ediyorlardı. Hemen hiç kimse gerçek ekonomi ile uğraşmayı öncelikle düşünmüyordu. Üretmek, yapmak adeta ikincil görevler olarak görülüyordu. İhracat ise karlı olmadığı, zahmetli ve çok çaba gerektirdiği için genellikle çok fazla iltifat görmüyordu.

Liderlik, insan kaynakları ve toplam kalite çalışmalarını sürdürdüğümüz sıralarda şu soru ile karşılaşabiliyorduk: “Biz bu çalışmaları yapmakla şimdikinden daha fazla mı para kazanacağız?”

Zamanın bazı güçlü kuruluşları Türkiye içinde çok para kazandıkları ortamda, teşkilatlarının toplam kalite ile uğraşmasını benimsediler. Bence çok da isabetli davrandılar.

Bütün bu ortamda, o zamanların bir kısım idealist ve ileriyi gören liderleri üst teşkilatlarından da aldıkları teşviklerle kendi alanlarında yeni tanıştıkları toplam kaliteyi uygulamaya; önce insan, sınırsız müşteri ve tüm paydaşların memnuniyeti, sıfır hata, proses yönetimi gibi kavramları hayata geçirmeye çalıştılar. Ne kadar başarılı oldularsa bu tamamen kendilerinin kişisel inisiyatifleri, enerjileri, vizyonları neticesinde gerçekleşti.

Toplam kalite ile karşılaştığımız 1990’lı yılların başında Türk toplumunun gerçek bir “hayatta kalma, ölüm kalım” ortamında olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Dış çevredeki bu yöndeki motivasyon eksikliğine rağmen toplam kalite ve mükemmellik yolunda küçümsenmeyecek ölçüde yol aldığımızı da kabul etmek durumundayız.

Toplam kaliteye yukarıda kısaca belirttiğim koşullarda başladık. Ancak tablo o günden günümüze inanılmayacak kadar değişti. O günlerin baskın mühendislik mezunu finansçıları büyük ümitlerle başladıkları finans ve sanal kariyerlerinden gerçek ekonomiye geri dönmeye başladılar.

Önümüzdeki dönem Türk toplumu için çok zor geçecek. Gerçek bir ölüm kalım söz konusu … 1990’lı yıllarda mükemmellik yolunda öğrendiğimiz birçok şey, bu dönemde gerçek testten geçecek … Ödül almak, toplumdan iyi not almak, çalışanlarımıza daha yakın olmaktan daha gerçekçi koşullarda, gerçekten ayakta kalmak için hatta bu mücadeleden kazançlı çıkmak için mükemmeli gerçekleştirmek söz konusudur.

Deming’in “Krizden Çıkış” kitabında da belirttiği üzere, mükemmellik yolunda ilerleyebilmenin ilk ve vazgeçilmez şartı, yönetimlerin başındaki kişilerin tercihleri ve hayata ve dünyaya bakışlarının kalitesi olacaktır.

Bu dönemde, yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var. Bu paradigma kesinlikle 1950’li yıllardan bu yana yaşadığımız “karşılıklı idare etmek, vaziyeti idare etmek”, “Türkiye içinde en iyi olmak” ve benzeri popülist ve yerli politikalar ve yaklaşımlardan uzak olmalıdır. Einstein’ın söylediği gibi “İçinde bulunduğumuz bu korkutucu karanlıktan çıkabilmek için, karanlığın içine girerken sahip olduğumuz paradigmadan, davranışlardan kesinlikle farklı paradigmalar edinmemiz, davranışlarımızı ve çalışmalarımızı bu yeni paradigmaya göre radikal şekilde şekillendirmemiz” gerekmektedir.

İçinde bulunduğumuz ortamda ayakta kalabilmek için; ilkeler etrafında hayatımızı şekillendirmek, tavır almak, göz yummaktan vazgeçmek, çalışkan ve çözüm üreten olmak, “üretim ve müşteri sahasına inmek”, en önemlisi gerçek liderlik becerilerini ve davranışlarını ortaya çıkartmak zorunluluğumuz olacaktır.

Önümüzdeki dönemde herkesin kendisini, yaptıklarını, gerçek değer üretimini, yarattığı katma değeri sorgulamaya, toplumdan aldığı karşısında verdiğini ortaya çıkartmaya ihtiyacı bulunmaktadır.

Kusuru kendi dışımızdaki herkese yükleyerek bu durumdan çıkamayız. Hepimizin, kendi hayatımızın ne işe yaradığını, niçin var olduğumuzu, anne ve babalarımızdan, bizden öncekilerden neleri devraldığımızı, nelerin üzerine neleri eklediğimizi, bizden sonraki nesillere nasıl bir Türkiye, nasıl bir fabrika, nasıl bir banka, nasıl bir üniversite, fakülte, otel, hastane bırakmakta olduğumuzu açık kalplilikle sorgulamamız, bulgularımızı ortaya koymamız gerekmektedir.

Bu yaz aylarından istifade ederek tüm yaptıklarımızı, faaliyetlerimizi yeni baştan ve kökten değiştirecek enerjiyi toplamamız, özeleştirimizi ve öz değerlendirmemizi tüm samimiyetimizle yapmamız ve uluslararası düzeyde yeni ve iddialı hedefler belirlememiz, tek geçerli yol olarak gözükmektedir.

Gelecek yazılarımda, uluslararası alanda mücadele eden liderlikten ve liderlerden bahsedeceğim.

Yalçın İpbüken
Önce Kalite Dergisi
{Ağustos 2001}

CEVAP VER