BU ZOR ZAMANLARDA DAHA FAZLA YALINLAŞMAK NEDEN ÇOK DAHA GEREKLİ?

0
386

Yazar: Cevdet Özdoğan; Yalın Enstitü Bşk. Yrd. – Usta Danışman / Eğitmen


Korona günlerinde “bu zor günleri şirketler tüm çalışanlarını dahil ederek, nasıl geçirmeli, neler yapmalı?” konusunu düşünürken aklıma eski bir hatıra geldi.

Ankara’da büyük bir şirket ile Yalın dönüşüm uygulaması yapmak için anlaşmıştık, benim danışmanlığa yeni başladığım günlerdi. Yalın düşünce eğitimini tüm üst yöneticileri ben verecektim ve devamında da çalışmaya başlayacaktık.

Şirketin CEO’su ve yönetim kurulu başkanı başlamadan bir hafta önce beni aradı ve “biz yalın yönetim çalışmaya daha önce de başlamıştık ama istediğimiz gibi gitmedi maalesef ve bu sefer kesinlikle başarılı olmak istiyorum. Bu çalışmanın başarılı olması için seninle daha önce yaptığımız konuşmalardan şirkette çalışan herkesi dahil etmemizin önemini anlıyorum ve bu nedenle tüm şirketin çalışanlarını toplayıp bu çalışmayı ve bizim için önemini anlatmak istiyorum. Özellikle üretim çalışanlarına ne diyeceğim? Yalın düşünceyi neden yapmamız gerektiğini nasıl anlatayım?” dedi.

O zamana kadar gördüğüm çalışmalarda, genelde Yalın teknikleri anlatılıyor ve proje ekipleri ile uygulamalar yapılıyordu. Sahadaki insanlara ulaşmak hep zor oluyordu ve hissettiğim herkes bunu şirketin yönetiminin, patronlarının daha çok para kazanmak için yaptığını düşünüyordu. Genel olarak gördüğüm buydu; şirket neden yalınlaşmalıydı mesajı çok kolaylıkla çalışanlara ulaşamıyordu.

O anda çok inandığım bir söz aklıma geldi ve “ekmek meselesi” dedim. Şirketin tüm çalışanlarının katılımı ile yalınlaşması, her gün herkesin işlerini daha yalın yani israflardan daha arınmış olarak korkmadan, sahip çıkarak, inanarak yapmaya çalışmaları ve bunu başarmaları, sadece ellerini değil akıllarını da kullanması, o şirketin çalışanlarının ekmeklerine sahip çıktıklarının en önemli göstergesidir.

Yalın uygulamaları, sadece teknikleri uygulayarak problemleri çözmek, maliyeti azaltmak gibi nedenlerden yapılıyordu ki çok daha önemli bir konu vardı. O da şirketlerin, ülkelerin rekabette öne çıkmalarıydı.

Bu sadece başarılı olmak değildi, ekmeğine sahip çıkmaktı aslında.

Birçok şirkette insanlardan öneriler vermeleri, kaizenler yapmaları isteniyor, hatta çalışanlara hedefler veriliyor ve hedefi tutturanlar, kazanç getiren öneriler verenler ödüllendiriliyor, para ile motive etmeye çalışılıyor. Bunun sonucu olarak geçici bir tatmin oluşuyor ve daha çok iyileşme istendiğinde her seferinde çalışanlar da bu işten benim çıkarım ne diye soruyorlar ve daha yüksek beklentileri oluyor.

Bugün rekabet ortamında, iş dünyasında iletişimin artması ve dünyanın küçülüp düzleşmesi ile kapalı pazarlar ortadan kalkıyor ve herkes için başka yerlere ürün satma fırsat oluşurken aynı anda da dünyanın herhangi bir yerinden bir şirkette sizin ülkenize gelip, sizin işinize talip oluyor ve hatta elinizden alıyor olabilir. Yani, fırsat ve tehditler beraber olarak mevcut ama burada önemli olan “şirket” in bu fırsatı doğru ve iyi olarak kullanabiliyor olması. Peki bu “şirket” kim? “şirket” sadece üst yöneticileri, hissedarları, patronları demek midir?

Başarılı olmanın koşulu “şirket biziz, bu şirket benim, bu şirket yaşar ve başarılı olursa benim de ekmeğim garanti olur” diyebilmek, daha doğrusu çalışanlarının bunu diyebilmesini sağlamaktır. Beraber kazanmak, beraber paylaşmaktır. İyi günde başarıyı kutlar iken; kötü günde el ele verip, bir yumruk olabilmektir. Rakipleri yenip, işini ele alıp ekmeğine sahip çıkmaktır. Tüm çalışanların “Şirketim varsa ben de varım” diyebilmesini sağlayacak samimiyeti, paylaşımcılığı, şeffaflığı, katılımcılığı sağlayacak bir yalın liderlik davranışını sergileyebilir olmaktır.

Yoğun rekabet koşullarında müşterinin mevcut tedarikçisi yerine ondan daha iyi olan, kendine daha fazla değer yaratan bir şirketin ürünlerini alıyor olması demek yeni rakip şirketin mevcut tedarikçinin çalışanlarının ekmeğini elinden alıyor veya almaya çalışıyor demektir gerçekte. Hoşumuza gitsin gitmesin, kabul edelim etmeyelim gerçek budur.

İşte bu nedenle; her gün şirketin her noktasında, ürününden hizmetine dünden çok daha iyi olmak ve bunu şirketin tüm zihinsel kapasitesini kullanarak hayata geçirmek durumundayız.

Her gün, her seviyede, herkes işini daha iyi yapmak için çalışmak ve daha iyiyi bulmak durumunda. Bu aslında sürekli iyileştirmenin temelidir.

Şirketteki her çalışan, işini her gün daha iyi hale getirerek iyileştirmesi, daha iyi olması için fikirler yaratması, iyileştirmeleri hayata geçirmesi gerçekte bir proje, bir iş değildir, bu çalışanların ekmeğine sahip çıkmanın ta kendisidir.

Bu el ele vererek iyileştirme ihtiyacının ve bu işleri yapan çalışanına güvenin iletişimini en üst seviyedeki yöneticiler tarafından bıkmadan usanmadan defalarca ve iyi düşünerek yapmalı, sahada çalışan arkadaşlara kendi çalışma ve çabalarımızla örnek olarak ve onların elinden tutarak liderlik etmeliyiz. Ancak bu durumda iyileştirmelerin çığ gibi artmasını, işlerin daha iyi hale gelerek şirketin daha güçlü ve rekabetçi hale gelmesini ve tüm sonuçta her seviyede çalışanlarının ekmeğine sahip çıkmasını sağlayabiliriz.

Burada kritik nokta; tüm çalışanların katılımını sağlamak, şirketin beyin gücünü değerlendirmektir. Bu durumda şirketin ortamı, havası değişir, her an canlı bir mekanizma gibi hareket ettiğini hissedersiniz. Ben bazen şirketlere gittiğimde havayı koklar ve “sizde kaç tane düşünen beyin var” diye sorarım. Hatta bazen yönetimin dikkatini çekmek için “sizin çalışanlar her gün elbiselerini değiştirip iş kıyafetlerini giydikten sonra beyinlerini de soyunma dolaplarına mı bırakıyorlar?” diye sormak zorunda kalırım.

Üretim hatları vızır vızır çalışırken, konveyörler malzemeleri taşırken gerçekte enerjinin saha da olmadığını hissederim. O şirketlerde özel görevli uzmanlar iyileştirmeler yaparlar ama çalışanların fikirlerini çok az sorarlar, onları çok az dahil ederler veya bazen de çalışanlarda da bir şey karşılığında düşünüp, fikir verecek yanlış bir alışkanlığı yıllar içinde edinmişlerdir.

Bu tür şirketlerde işler kötü gittiğinde, satışlar düştüğünde, krizler olduğunda en düşük maliyet kalemi olmasına karşın önce çalışanlar kolaylıkla azaltılır. Dağ taş depolar malzeme doludur ama çalışanlar fazla gelir, onları önce azaltırlar ve sonuçta hep beraber kaybederler.

Yalın şirketlerde ise yöneticiler çalışanları geliştirirken işleri iyileştirir, gelişmiş çalışanlar da işi iyileştirirken daha fazla gelişir. Karşılıklı güven ve saygı üst seviyededir. Çünkü bu sayede her seviyedeki çalışan kendini önemli ve değerli hisseder ve yaptığı işin şirketin ana amacına nasıl hizmet ettiğini çok iyi bilir, o amaca gönülden inanır, inandırılır.

O halde; Yalın çalışmaların, aslında şirketin sadece teslimat ve kalite problemlerini çözmek, maliyetlerini düşürmek, karlılığını artırmak için değil, aynı zamanda özellikle bu zor günlerde şirketlerin rekabet içerisinde, zorluklar içerisinde, var olmalarını sağlamak için ve birbirlerine bağlanıp, kenetlenmek için çok önemli bir araç olduğunu düşünüyorum.

Bu çalışmaları hep birlikte el ele vererek yapmak gerçekten ekmeğine sahip çıkmak demektir ve bu sadece yönetimin işi değildir.

Her çalışan, her seviyede kendi yaptığı işi her gün daha iyi yapmaya çalıştığında aslında yaptığı şey kendi ekmeğinin devamlılığını sağlamaktır. Çalışanların yaptığı iyileştirmeler, verdiği öneriler, gösterdiği problemler ve çözümlere ne tür isimler verirsek verelim hepsi gerçekte ekmeğine sahip çıkma, şirketine, ülkesine sahip çıkma çalışmalarıdır. Sahip çıkma için gereken gün bugündür.

Unutmayın, gerçekte şirketler her seviyedeki çalışanları ile beraber vardırlar ve onların gücü kadar güçlü olurlar. Bu her seviyedeki yönetici içinde geçerlidir, astlarınız kadar güçlüsünüzdür.

 

 

Cevdet Özdoğan
Yalın Enstitü Bşk. Yrd.
Usta Danışman/ Eğitmen

CEVAP VER